Avatar - 2009
Bir daha, üstüne bir daha, üstüne bir daha bile izlerim...
 
Gözüme de ruhuma da hitap etmiş, verdiğim parayı son kuruşuna kadar da haketmiştir...
 

9
9 ( Nine ) - 2009
Kıyamet senaryoları tarihin hemen her dönenimde yazılıp çizilmiş ve anlatılmışlardır sanırım. Fakat son yıllarda, gerek dünyamızdaki doğal kaynakların giderek azalması ve hor kullanılması, gerekse de ozon gazları, küresel ısınma vb. muhtemel felaketlerin ayaküstü sohbetlerde dahi adı geçen konular olmasıyla beraber, sinema dünyası da bu akıma dört kolla sarıldı desek yeridir.
 
Knowing'den, 2012'ye, The Day The Earth Stood Still'den, Avatar'a kadar sayısız filmde dünyayı artık tüm kaynakları sömürülmüş -bitmiş ya da amiyane tabirle karaborsaya düşmüş-, çöküşün eşiğindeki bir gezegen olarak görüyoruz. Bu elbette sinemanın animasyon tarafına da yansıdı. Örneğin Wall-E'de dünya artık bir çöplük haline gelmişti ve hemen hemen hiç yaşam formu bulundurmuyordu. 9 da bir çok açıdan Wall-E'yi izleyiciyi hiç mi hiç sıkmadan hatırlatan, hem küçüklere hem de büyüklere hitap eden hoş bir animasyon.
 
Öncelikle çizimler tek kelimeyle harika. Sanırım hayatımda gördüğüm en farklı çizilmiş, sevimli çizgi kahraman tipleri bu filmde gördüm. Detaylar müthiş ve ilgi çekiciydi. Senaryo belki çok sayıda klişeleşmiş sahne içeriyordu ama yine de iyi işlendiğini ve ilgi çekici olduğunu söyleyebilirim. İnsan ırkının yok oluşu, dünyada makinelerin hüküm sürmeye başlaması vs. derken bir saatten biraz daha uzun olan filmin çabucak bitmesi bana göre en olumsuz tarafı. Biraz daha uzun olsaydı ve konu daha derinlemesine anlatılsaydı, ilginç karakterler ve muhteşem çizimleriyle zihinlerde daha da büyük etki bırakabilirdi ama o kadar kusur kadı kızında da olur diyelim...

Geri dönüş...
Aslında bir yere gittiğim yoktu...
 
Sadece son derece yoğun ve amansız bir yaz mevsiminin sonuna yaklaşırken hayatımdaki her şey yavaş yavaş, usul usul değişmeye başladı.
 
Tabii ki sitenin de bu değişime ayak uydurması gerekiyordu ve nihayet (...), nihayet yenilenmiş bir halde geri döndüm...
 
Uzun zaman olmuştu... 

Örtmenim...
Tüm öğretmenlerimizin öğretmenler günü kutlu olsun... :)

Yağmur ormanları, her an daha da azalıyor...
Her dakika, yağmur ormanlarından 15 kilometrekarelik bir bölge talan ediliyor. Sadece bitkiler değil, o bölgede yaşayan çeşit çeşit hayvanlar da tehlikeyle yüzleşiyor.
 
Avrupa kıtası büyüklüğünde yer alan yağmur ormanları, binlerce dolar değerindeki dev ağaçları, kendine has bitki örtüsü ve toprağında barındırdığı başta alüminyum olmak üzere sayısız madeni çıkarmak için yok ediliyor...

pi, Doğa, Yorumlar (0) 11/24/2009
Rusya, depremler ve yanardağ patlamalarıyla topraklarını genişletmeye devam ediyor...
"Bir ülke sınırlarını nasıl genişletir?" sorusunu yöneltseler, nasıl cevap verirdiniz?
 
Ben savaşarak derdim.
 
Ama Rusya, daha farklı şekilde de büyüyebiliyor.
 
Dünyanın zaten en büyük ülkesi olan Rusya, sismik açıdan aktif olan doğu bölgesindeki depremler ve volkanik patlamalar sonucunda yüzölçümünü büyütmeye devam ediyor.
 
Jeolog Boris Levin'e göre, Japonya'nın kuzeyinde bulunan Rusya'ya ait Matua adasında 2007 yılında meydana gelen deprem ve ardından geçtiğimiz yaz gerçekleşen lav akıntıları sonrasında, Rusya'nın yüzölçümü 4.5 kilometrekare daha büyüdü.
 
İşin ilginç yanı, söz konusu bölgenin sismik aktifliği yüzünden, depremler ve yanardağ akıntıları sayesinde yeni toprak parçaları oluşturmaya devam edeceği tahmin ediliyor.

Colin Farrell, İrlandalıların kültür elçilerinden...
Dünyanın çeşitli bölgelerinde 5000 kadına sorularak yapılan bir araştırmanın sonucunda, telaffuzu en seksi dil olarak İrlanda aksanlı İngilizce seçilmiş.
 
Daha önceki araştırmalarda bu dalda liderliği kimseye kaptırmayan Fransızca ise ancak dördüncü olabilmiş. İkinciliği İskoçlar, üçüncülüğü ise naif İngilizceleriyle Avustralyalılar kapmış. İngilizce altıncı, İsveççe yedinci, İspanyolca ise sekizinci olmuş.
 
Uluslararası araştırmayı yapan OnePoll adlı internet sitesi, Fransızcanın eski cazibesini kaybetmesini Fransızların cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'e bağlarken, İrlanda aksanının yükselişinin sebebi olarak da Colin Farrell gibi yüksek profilli ünlüleri göstermiş.
 
Ayrıca, araştırmalarının sonucunda şu da ortaya çıkmış ki, kadınların 3/5'i bir erkeğe en başta aksanı sayesinde aşık olduklarını, 2/5'i ise kaba aksanlı birisiyle olmaktansa, daha nazik konuşan birisiyle olmayı tercih edeceklerini ayrıca belirtmişler.

Nestle Kitkat Reklamı...

Muharrem Topçu...
 
1929, Zonguldak doğumlu. Kore gazilerinden.
 
Bundan 30 yıl önce Muğla-Milas'a yerleşmiş. İnşaatlarda çalışmış, çeşitli yerlerde bekçilik yapmış. 30 yıl boyunca sabit bir adresi olmamış. Sürekli yer değiştirmiş, genelde de çalıştığı yerlerde kalmış. Yani inşaatlarda, bekçi kulübelerinde barınmış.
 
Pek dostu da yokmuş, içine kapanık, kendi halinde bir insanmış işte. Gururluymuş. Gazi maaşından ayrı ne bir yardım kabul edermiş, ne de bir şey istermiş. Zaten insanlarla falza iletişim kurmadığı için, maaş günleri görünür, sonrasında kendi dünyasına çekilirmiş.
 
Son zamanlarını, eskiden restoran olarak kullanılan bir mekanda geçirmiş. Diğer gaziler ne kadar "gel sana Milas'tan bir ev bulalım" deseler de dinlememiş, istememiş. Tek başına yaşamış işte, o şekilde yaşanacak ne varsa.
 
Maaşını almaya gitmemesi, gazi arkadaşlarının dikkatini çekiyor ve 6 kasım'da yaşadığı yere gittiklerinde bir deri bir kemik hale gelmiş Muharrem Topçu'yu yere boylu boyunca serili, can vermiş halde buluyorlar. Adli tıp, 3 gün önce, yani 3 kasım tarihinde öldüğünü tahmin ediyor. Ölüm sebebi açlık ya da soğuk olabilirmiş deniyor.
Bunu neden yazdım buraya? Bilmiyorum...
 
Ama bir insan, hele ki ülkesi için savaşmış, canını ortaya koymuş bir insan, böyle mi yaşamalı, böyle mi ölmeli? İşte bu aklımı kurcalıyor.