Diyelim ki çeşit çeşit zehirli ve vahşi hayvana evsahipliği yapan koca bir sazlıkta, bir kaç adım ötenizde ne olduğunu dahi görmeden, devasa uzunluktaki bitkileri ayırıp ellerinizle önünüzü aça aça ilerliyorsunuz. Öylesine boğucu bir hava var ki nefes almak bile zor.
Birden, bacaklarınıza pütürsüz, kaygan bir şeyin sürtündüğünü hissediyorsunuz. Başınızı eğip bir de bakıyorsunuz ki kocaman bir boa yılanı boylu boyunca uzanıyor!
Ne yapardınız?
Eminim ki %99'umuz bu dev yılanla teke tek kalınca çığlığı basıp tersi istikamete doğru var gücüyle koşarak kaçmaya çalışırdı! Ya da daha da korkanlar öylece kalakalır, korkudan altına ederlerdi.
Fakat bu yazının konusu olan Nigel Marven, böyle bir durumun ortasında kaldığı an neşe ve ultra pozitif bir heyecanla dolanlardan. 48 yaşındaki gezgin, botanist, ornitolog (kuş bilimci) ve yapımcı ve kimbilir daha neler neler yaparak hayatını devam ettiren bu çılgın İngiliz, daha ilk televizyon programında kafes kullanmadan büyük beyaz köpek balıklarıyla yüzmüş, dev örümcek tarantulaya dokunmuş ve yine dev bir kaya pitonunun yer altı mağarasına dalarak bu ölümcül hayvanla temas kurmuş tam bir manyak! Tabii ki bütün bu çılgınlıkları yapacak cesaret (ya da aptallık) bir kenara, bunları seyirciye en güzel şekilde anlatmasını sağlayan sunum yeteneği sayesinde yaptıkları daha da çok dikkat çekiyor. Yoksa gerekli şartlar sağlansa bizim Türk milletinden de ufak yaşta bir elinde kurbağa bir elinde hamam böceği oyun oynayan, canı sıkıldıkça kaplumbağaları taciz edip karınca yuvalarına biyopsi yapan hasta ruhlu, yetiştirilmeye müsait çocuklar peydah oluyor. Ama gel gör ki "ne yapıyorsun?" diye sorsan ancak psikopat ve korkunç bir cevap alırsın. Oysa elin İngiliz'i zehrinin minicik bir damlasıyla bile bir kaç dakika içinde insanı öldürebilecek bir Güney Amerika kurbağasına usul usul yaklaşıp hayvanın sırtını sıvazlayabiliyor, bunu da nasıl anlatılması gerekiyorsa öyle anlatıyor.
Neyse, Nigel'a dönelim. Bunca iğrençliği yapan bir insandan, kötü şeyler de bekleyebilirsiniz. Ama şunu bekler miydiniz? Nigel Marven, 2008 yılında Londra Maratonu'nu 4 saat 4 dakikada koşup, 20.000 sterlin topluyor ve bu para Birleşik Krallık'taki Balina ve Yunusları Koruma Derneği'ne bağışlanıyor. Bizim ülkemizde bu kadar bağış insanlara yardım için bile toplanamaz ki! Hoş, toplayanlar da deniz fenerini keriz feneri yapıp milleti söğüşlüyorlar ya, neyse, konumuz bu değil.
Geçtiğimiz Temmuz ayında,
şurada, semenderlerin kendilerini korumak adına ciltlerinden salgıladıkları akıcı maddenin tadına bakan bir manyaktan bahsetmiştim. O zamanlar bu manyağın kim olduğunu bilmiyordum ama şu an iyi biliyorum ki bu kişi de Nigel Marven'in ta kendisiydi. Zaten yapımlarının bir kaçını izledikten sonra dünyada onun kadar çılgın olabilecek çok az insan olduğunun farkına varıyorsunuz. Yine de biz bu kadarına özenmeyelim tabii.
Nigel Marven'in maceralarına, National Geographic ve National Geographic Wild'ı takip ederek ortak olabilirsiniz. Yer yer iğrenç olsa da, her zaman için eğlenceli ve öğretici programlardır, zaten bana kalırsa belgeselleri artık Afrika çayırlarında bizon avlayıp, ceylan kovalayıp, sırtlanlarla savaşan aslan sürüsü konseptinden çıkarma vakti geldi de geçiyor bile...