Görüntülenmesini istediğiniz dönemi seçiniz:
Pandorum ( 2009 )
2100'lü yıllarla birlikte dünya, hızla katlanan nüfusu ve buna mukabil azalan kaynaklarıyla, yetersiz bir gezegen haline gelmiştir. Bu yüzden bir takım bilimsel projeler geliştirilir ve dünyadaki canlıların taşınabileceği, yaşama elverişli bir gezegen aramaya başlanır. Elysium adı verilen gezegen, dünyalıların yeni evi olacaktır...
 
Astronot onbaşı Bower, yaşam destek kabininde gözlerini açtığında ne nerede olduğunu, ne de kim olduğunu hatırlamamaktaydı. Kabinindeki üniformanın göğsündeki isimlikten adını, kolundaki yazılardan ise ait olduğu birliği öğrenir. Bu arada hafızası da yavaş yavaş yerine gelmektedir ki bir başka yaşam destek ünitesindeki uykusundan uyanan yüzbaşı Payton ile karşılaşır. Bir odasında kısılıp kaldıkları, terkedilmiş gibi görünen uzay gemisini, o gemide bulunma amaçlarını, geçmişlerini, geleceklerini ve daha bir çok soruyu cevaplamak için maceraya atılırlar.
 
Tam olarak benim tarzım olan filmlerden değil aslında. Psikolojik bir gerilimden bahsediyoruz ama aksiyon da iyi bir şekilde yayılmış. Uzay istasyonunda ya da uzay aracında geçen bu tip filmler epey var aslında ve bu filmde her filmden bir şeyler alırken, kendisinden de birşeyler katmaya çalışmış.
 
Dennis Quaid ve Ben Foster'ın başrollerinde olduğu bu Christian Alvart filmini beklentileri fazla yüksek tutmadan izlemekte fayda var.
Yorumlar (0) 19.04.2010
Arkada Sancho Panza, önde Don Quixote ...
Mantıklı olmak, delilik olabilir. Fakat daha da delice bir şey varsa o da, hayatı olması gerektiği gibi değil, olduğu gibi görmektir.
 
Don Quixote ( Miguel de Cervantes Saavedra)
Yorumlar (0) 13.04.2010
Sherlock Holmes ( 2009 )Güzel filmdi.

Robert Downey, Jr., girdiği her filme kendinden bir şeyler katabilen değişik bir aktör. Hayranı olduğumu söyleyemem ama beğenmemek de elimde değil. Şu var ki bu role yakışmış. Bir defa o kadar güzel bir şekilde yansıtmışlar ki o dönemin Londra'sını (sanırım Londra'da geçiyordu) yaşıyormuş hissine kapılıyorsunuz. Gerçi ben hiç o dönemin Londra'sını görmedim ama görmüş kadar olduk işte! Zaten film Oscar'a da "En İyi Sanat Yönetimi" ve "En İyi Müzik" (orada da Hans Zimmer işin içine giriyor) dallarında aday olmuş.

Downey'in yanında, hiç bir zaman favorilerimden olmayan ama iyi bir aktör olduğunu kabul ettiğim, bana kalırsa kasvetli ve sıkıntılı filmlerin vazgeçilmez jönü Jude Law, Dr. Watson rolüne müthiş uyum sağlamış.

Gerçek Holmes ve Dawson bu ikiliyi görseler, kendilerini çakma sanarlardı herhalde!

Filmle ilgili akılda kalan diğer kişiler, Holmes'e filmin temposuna iyi ayak uyduran Rachel McAdams, "Andy Garcia mı değil mi?" diye film boyu meraktan çatlana Mark Strong (değilmiş) ve güzelliğiyle iz bırakan Kelly Reilly...

Filmin yönetmeni de Madonna'nın eski sevgililerinden Guy Ritchie... Adı falso okunuyor olabilir ama adına bakmayın siz, Guy güzel film yapmış.
Yorumlar (0) 13.04.2010

Get the Flash Player to see this player.

Mark Knopfler büyük müzisyendir. Gitar çalışındaki asaletiyle, ürettiği o kusursuz ve insanı alıp götüren tınılarla ve işin biraz da magazinel yanından bakarsak hayata ve olaylara karşı olan tavrıyla, sanatçısı çok az kalan dünya sanat sahnesinin en büyük kalitelerinden biridir kesinlikle.
 
Bu eseri, 1983 yılında çekilmiş Local Hero filmi için bestelemiş. Dire Straits konserlerinde de sürekli çalınmış bu parça ve ciddi sayıda fanatiği var fakat ortalıkta hep konser versiyonları var, dolayısıyla temiz bir kayıt yok.
 
Youtube'u kurcalarken aklıma düştü yine. Dinleyeyim dedim... O arada şans eseri bazı amatör gitaristlerin de parçayı yorumladıklarını gördüm ve bir bir dinledim. Aralarında çok güzel yorumlayanlar var ama en güzeli Franck Philippo adlı bu arkadaş yapmış bana kalırsa... Bariton gitarını almış eline, bir güzel döktürmüş. Eleştirebileceğim tek yanı, sanki tempoyu biraz yüksek tutmuş, hızlı çalmış gibi ama yakışmamış da diyemem. Elbette Mark Knopfler'ın o kalitesiz konser kayıtları bile özeldir ama bu da dinlemeye değer hani...
 
Filmi de tavsiye ederim ayrıca...
Yorumlar (0) 12.04.2010
Fearless ( 1993 - Korkusuz )Bu sabah uyku tutmayınca bir çeşit çizgi roman uyarlamasını olduğunu sandığım, 1993 yapımı Fearless (Korkusuz) adlı filmini izlemeye koyuldum. Filmden geriye kalan tonla düşünce oldu ki, yazının sonunda belirteceğim, bu düşünce uymağı tuhaf bir haberle iyice yer etmeye başladı kafamda.
 
Film benim sandığım gibi bir çizgiroman uyarlaması değilmiş. Ben çerez olsun, sabah sabah uyuyamıyorum bari vakit geçireyim diye basit bir şeyler izlemek için açmıştım ama daha derin, insan psikolojisini inceleyen bir filmle karşılaştım. Memnun da oldum açıkcası. Bu tip filmlerin insana bir şeyler kattığına inanıyorum.
 
Filmin konusunu kabaca anlatırsak, büyük bir uçak kazasından sağ kurtulan Max Klein, kaza sonrası başka bir adama dönüşür. Kazadan önceki hayatıyla ve o hayatın parçası olan insanlarla yaşadığı iletişim sorunları ve mesafe bir yana, kendisini ölümsüz ve hiç bir şeyden zarar göremez bir canlı olarak görmeye başlar. Psikolojik desteği hiçe sayan, yanıt vermeyen Max, sadece, kazada 2 yaşındaki bebeğini kaybetmenin suçluluğunu ve acısını yaşayan Carla ile görüşmekte, onun yanında rahat edebilmektedir.
 
Film, Rafael Yglesias'ın kitabından beyazperdeye uyarlanmış. Filmin yönetmeni, Ölü Ozanlar Derneği dahil toplam 6 ayrı filmiyle Oscar adayı gösterilen Avustralyalı yönetmen Peter Weir. Bu filmde de Carla rolündeki Rosie Perez, en iyi yardımcı bayan oyuncu dalında Oscar adayı olmuş fakat o sene ödülü The Piano'daki rolüyle Anna Paquin kazanmış.
 
Jeff Bridges, gerçekten büyük bir oyuncu. Lider, karizmatik, "cool"... Kısmetse bu sene Oscar kazanan Crazy Heart'ını da izleyeceğim bir kaç güne. Ama insan izlerken hayran oluyor. Zaten bir çok kişinin gönlünde The Big Lebowski ile büyük yer etmişliği vardır, bendeki hayranlığını da izlediğim her filminde bir kat daha arttırıyor. Yanındaki Isabella Rossellini, Rosie Perez, Tom Hulse ve girdiği her filmi bir seviye yukarıya taşıyan John Turturro da ustaya ayak uydurmuşlar. Ayrıca filmde Benicio Del Toro'nun gençliğini de görüyoruz. 
 
İnsanı kazalar, ölüm, kader, ecel vb. konuları düşünmeye iten bu güzel filmin ardından akşam üzeri içinde Polonya Devlet Başkanı'nın da dahil olduğu devlet erkanını taşıyan uçağın Rusya'da düştüğü ve kurtulan olmadığı haberleri verildi televizyonda. Tuhaf oluyor insanın içi...
 
Bazen teknolojinin olmadığı, en büyük tehlikenin doğal afetler olduğu o ilkel çağlarda yaşamak, çok daha güvenliymiş gibi geliyor. Saçmalık belki ama... İnsan düşünüyor işte...
 
Yorumlar (0) 10.04.2010
El Clasico : Real Madrid, Barcelona'yı ağırlıyor...
İki takım da aynı puanda, liglerinde uzun zamandır yenilmiyorlar ve bu maça şampiyonu belirleyecek maç gözüyle bakılıyor. Bu gece, uzun zamandır beklenen gece... Santiago Bernabeu'da Real Madrid, Barcelona ile karşılaşıyor...
Santiago Bernabeu : Real Madrid'in mabedi...
Takımlar Real Madrid ve Barcelona olunca, bu kadar müthiş kadroların içerisinde kilit oyuncular dünya standartlarının en üst seviyesinde top oynayan Messi ve Ronaldo'yu bir kenara bırakırsak takımların en zayıf noktaları oluyor, ki bu da zaten kabak gibi ortaya çıkıveriyor. Real Madrid'de savunmanın göbeğindeki Garay ve Albiol ile onların hemen önündeki Gago'nun performansı yüksek olmak zorunda. Barcelona'da ise çapsız Busquets, çok kilit bir noktada, yine Puyol, çok kaliteli bir oyuncu olmasına rağmen Ronaldo ve Marcelo gibi genç ve hızlı-teknik oyuncular karşısında zorlanabilir.
 
Her şeyi bir kenara bırakınca bu maç Real - Barca rekabetinin yanı sıra Ronaldo - Messi rekabetinin de devamı oluyor. Bakalım son zamanlarda iyice kendini kaybedip kontrol edilemez bir güç haline gelen Messi'yi, en büyük rakibi Ronaldo çelmeleyebilecek, kündeye getirebilecek mi? Bakalım kim kimin belini bükecek! Heyecanla bekliyoruz...
Yorumlar (0) 10.04.2010
Bize dört kebap, ortaya da avrupa kupası!
Bu çılgın Liverpool taraftarları 25 Mayıs 2005'de Şampiyonlar Ligi finali için geldikleri İstanbul'da böyle bir pankart açmışlar... Alem bunlar alem... Kupayı da kazanmışlardı zaten.
 
Yalnız 3 kişiler... Demek ki aralarından biri iki porsiyon götürüyor kebabı! Eeee, yerine göre hakkı da var yani...
 
Yorumlar (0) 09.04.2010