Patsy ClinePatsy Cline ( Virginia Patterson Hensley ), Country'de Nashville Sound dönemi olarak bilinen, yumuşak tonların ve geri vokallerin kullanılmaya başlandığı zamanın (1950) en önemli yıldızlarından biridir. 1932 yılında doğup, 1963 yılında, bir uçak kazasında genç yaşta ölmüştür gerisinde harika eserler bırakarak.
 
20. yüzyılın en başarılı, en etkili, en yetenekli bayan müzisyenlerinden biri olarak görülür. Ölümünden sonraki 45 yılda milyonlarca albümü satılmış, sayısız ödül kazanmış ve adı, Johnny Cash, Elvis Presley gibi sembol isimlerin yanında geçmiştir.
 
Sesi, kontralto (ya da alto) yani kalın ve fakat fazlasıyla duygusal ve etkileyicidir.
 
Hayatı, bir çok roman, film ve oyuna uyarlanmış bu sanatçının en bilinen eseri Crazy'dir dersek yalan olmaz herhalde.
 
Crazy'nin de şöyle bir hikayesi var; parça aslında bir başka Country efsanesi (hâlâ aslan gibi, dimdik ayakta) Willie Nelson'a aittir. 1961'de ünlü yapımcı Owen Bradley ile birlikte I Fall to Pieces'ı kaydetmiş ve bu eserle çok büyük başarı kazanmıştır. Fakat aynı yıl geçirdiği ve ölümden döndüğü trafik kazası, turnelere çıkmasına engel olmuş ve eserin ünü olması gerekenden daha kısa zamanda yitip gitmişti. Dolayısıyla Owen Bradley, hemen yeni bir hit çıkarmaları gerektiğini düşünüp Willie Nelson'ın  Crazy'sini Patsy'e yorumlatmaya çalışır. Patsy kazadan bir ay sonra ancak hastaneden çıkabilmiş, vücudunun her yerinde (yüzünde dahi, ki bu yüzden hayatının  geri kalanında yoğun makyaj kullanmıştır) yaralar ve derin kaburga ağrıları çektiğinden dolayı bu şarkıyı Bradley'in istediği gibi seslendirememekte, şarkının söylemesi çok zor bir şarkı olduğunu ve söylerken müthiş acı çektiğini bu yüzden de şarkıdan nefret ettiğini dile getirmiş, yine de Bradley'den kurtulamamıştır. Uzun süren tartışmalar ve denemeler sonunda Patsy şarkıyı demosundan tamamen farklı bir şekilde, tek sefer yorumlayıp kaydettirmiştir. Ve o yorum, Patsy'nin en bilinen eseri olup çıkmıştır...
 
Kötü bir şarkısına rastlamadım. Böyle harika bir sesin, böyle müthiş bir yorumcunun 30 yaşında ölmesi nasıl büyük bir kayıptır, ölmeseydi neler dinletirdi bize daha, varın siz de dinleyin, siz de düşünün gerisini...
 
O meşhur Crazy'i, o harika Patsy Cline yorumuyla sitede dinleyebilirsiniz...

KıraçYıkık'ı dinledim... Bu abimize olan sevgim depreşti. Erkan Oğur baba ve bir kaç THM sanatçısı ve işini de hakkıyla yaptığına inandığım bir kaç kişi ve grup hariç pek Türkçe müzik dinlemiyorum. İşte o dinlediğim kişilerden biri de Kıraç...
 
Seveni olduğu kadar sevmeyeni de var. Özellikle bir ara rap'çılarla epey bir söz düellosu oldu, yanlış hatırlamıyorsam küfürleşmeye kadar da varmıştı. Sesi için de "keçi gibi meliyor" diyenler var, bence değişik ve hoş bir sesi var, güzel besteleri ile de sesini destekliyor ve ortaya başarılı, güzel yapımlar çıkaran bir insan oluyor bence. En azından beğeni toplayan bir emek veriyor diyebilirim kendi adıma ki bu bile takdir edilesidir.
 
Ama tabii insanların takdirini kazanmak zor, eleştirisini almak ise işten bile değildir. Küfrederek seven, döverek şefkat gösteren bir toplumun parçası olduğumuzdan (ki dünyada da insanların ünlülere bakış açılarının farklı olduğunu sanmıyorum) normal karşılıyorum. Sevmeyen sevmez canım, zorla değil ya, seven de sever, keyif meselesi en nihayetinde...
 
Neyse... Hoş dizi müzikleri yapıyor, çalması da mırıldanması da kolay oluyor, akılda kalan hoş melodiler üretiyor bence. Hem kovboy şapkasını da takınca Stevie Ray Vaughan'a benziyor hafiften, bu bile süper birşeydir.
Bu arada Yıkık, Ümit Yaşar Oğuzcan şiiridir, ona göre... Beste Kıraç'a ait olabilir, bilemiyorum ama yorum harika, "yeter ikimize yalnızlığım" dizesindeki "yeter" telaffuzu dışında...

Johnny Cash - HurtBir numaralı bunalım şarkımdır. Nine Inch Nails (ki hiç sevmem işin doğrusu) solisti Trent Reznor'un eseridir bu şarkı, fakat Johnny Cash öyle bir yorumlamış ki... Nine Inch Nails versiyonundan hoşlanmazken, Johnny Cash yorumuna da bayılırım. Hele bir de klibi vardır ki, üstad çok sevdiği eşinin de ölümünün ardından kendisinin de ölüme gittiğini müthiş bir soğukkanlılıkla haykırıyor (du) ve nitekim o klipten kısa bir zaman sonra da arkasında müthiş bir kariyer ve milyonlarca hayran bırakarak ölmüştü.
 
Reznor, Cash yorumunu dinledikten sonra "Bu şarkı artık benim şarkım olmaktan çıktı" diyecek kadar duygulanmış, öylesine farklı, öylesine güçlü bir yorum getirmişti Cash. Benzer bir performans, Sting'in Fields of Gold eserine Eva Cassidy'nin getirdiği yorumu hatırlatır. Sting de bir ropörtajında Eva Cassidy'nin Fields of Gold yorumunun kendisini ağlattığını belirtmişti. En ilginci de, Cassidy'de Fields of Gold'u yorumladıktan kısa bir zaman sonra hayata gözlerini yummuştu...
 
Böyle de ilginç noktalar var. Hayat işte...

Eğer birisi eksikse hayatınızda ve sokak sokak, sima sima arıyorsanız, bu şarkı sizin şarkınız demektir.
 
Bir yerlerde bir kaydı olmalı insanın, bir kitapta adı geçmeli, işin kısacası yüzündeki hüznü gösteren bir fotoğrafı olmalı, parmak izi öylece kalmış olmalı bir yerlerde.
 
Öyle ki;  tehlikeli bir yolda tekerleklerinizin önüne atmalı kendini, çarpmaya engel olamadığınız biri olmalı, şimşekler çakmalı, gökyüzü parlamalı o an, çünkü sokak sokak aradığınız kişi o olmalı, aradığınız yüzün sahibi olmalı...
 
Sonuçta her zaferin bir buruk tadı vardır, her sokakta aradığınız o'nun yüzü olmalı...
 
Bir Dire Straits eseri, Mark Knopfler mucizesi...

SlashAdı Saul Hudson, aslında ingiliz, 1965 doğumlu, yani genç. Verecek çok şeyi var hâlâ. Halihazırda Guns 'n Roses'da yaptıklarıyla efsanevi bir gitar kahramanı oldu bile, çoktandır da Slashs Snakepit adında bir grubu var ve kendine takılıyor. Sololarının en büyük özelliği -bence- melodik olmaları, dinledikçe dinleyesi geliyor insanın. Doğaçlama yeteneği muazzam ve ben de Slash'ı anlatırken sanki yeni yetme, yetenek yarışmalarına katılmış taşralı bir gençten bahsediyormuş gibi yazdığımın farkındayım. Neyse, olay şu ki, adam bir harika ve belki de halihazırda dünyanın en iyi gitaristi. Herhalde onunla ilgili en ilginç şeylerden bir tanesi de, çılgınlar gibi gitar çalarken nasıl olup da ağzından düşürmediği sigarasının saçlarını aleve vermediğidir. Neyse, tarz sahibi, süper karizmatik bir adam. Buraya konuk olmasının sebebi ise Youtube'da yaptıklarını izlerken, Baba filminin müthiş melodisini nasıl da yorumladığını görmemdir. Aslında onun için çok zor bir performans değil ama baba filmine ait, Nino Rota'nın bestelediği o harika melodiyi orijinal formunda sayısız defa dinleyip alıştıktan sonra, sanki başka bir enstrümanla icra edildiğinde ortaya saçma sapan bir eser çıkarmış gibi geliyordu. Oysa öyle değil. Demek ki doğru ellerde iyi bir eser her forma sokulabilir. Nitekim buraya da ekledim videoyu. Medya oynatıcısından izleyebilirsiniz. Ayrıcana Allah Slash abimizi başımızdan eksik etmesin...

ScorpionsHer ne kadar artık birer "dede" sayılsalar da, müzik tarihinin en "baba" gruplarından birini oluşturmuştur Scorpions üyeleri. Bunda elbette en büyük pay, grubun harika sesli solisti Klaus Meine'a aittir. Dillere dolanmış şarkıları vardır, üstüne üstlük başkalarının şarkılarına kendi yorumlarını getirdiklerinde de bambaşka tadlar katarlar şarkılara, bunun en büyük örneği bence Kansas'ın Dust In The Wind'ıdır. Neyse, bu Alman dostlarımızın her bir şarkıları vakit harcayıp dinlemeye değer derim ben. 1965'de kurulup artık eski temposunu yitirmiş olsa da halen faaliyet gösteren, dünya çapında yetmiş beş milyondan fazla albüm satmış bir grup için nasıl bir yorum getirilebilir bilmiyorum. O yüzden en sevdiğim şarkılarından biriyle başbaşa bırakayım sizleri...
 
Holiday siteye eklenmiştir...

Katie MeluaKatie Melua ile Just Like Heaven sayesinde tanışmıştım. Bu şarkıyı da aynı isimdeki 2005 yapımı filmde tanıdım. Filmde harika sesiyle Katie Melua öyle bir giriş yaptı ki, film biter bitmez hemen kalkıp şarkıyı aramaya koyulmuştum. Meğerse bu güzel şarkı aslında The Cure eseriymiş, "e hadi bir de orijinal halini dinleyeyim" dedim kendime, mâlum, orijinali güzel olmasa neden başkaları da yorumlasın ki? Nitekim çok güzel çıktı fakat neredeyse bambaşka bir şarkıydı. Bir tarafta hareketli mi hareketli, "oturmaya mı geldik" dedirtecek bir şarkı, öte tarafta yavaş, duygulu, düşündüren bir şarkı... Takdir ettim her ikisini de. Bir orijinalini dinlerim bir de Katie Melua halini. Gelelim Katie Melua'ya. Bildiğim kadarıyla kendisi Gürcistan göçmeni bir Britanyalı. İrlanda da geleceğin Eva Cassidy'si olarak değerlendirildiğini okumuştum bir kaç yerde, sahiden de harika bir yorumu, sesi var, henüz 23 yaşında. Eva'ya benzetiliyor ama bizim meşhur bir lafımız vardır, onunla bitireyim yazımı; "Kaderi benzemesin"...

The Judds1984-91 ve 99-2000 yılları arasında başarıyla faaliyet göstermiş bir country grubu olan The Judds, Naomi ve kızı Wynonna Judds'dan oluşur. 80'lerin en başarılı country icracıları, zamanın listelerine 14 birinci çıkarmış kaliteli müzikler yapan iki hoş bayandır yani bunlar.
 
Anne Naomi 91 yılında hepatit yüzünden ayrılınca güzel (sahiden güzel) kızı Wynonna yoluna bir süre tek başına ve başarıyla devam etmiş ve 99'da yine ablasıyla buluşarak son bir şarkıyı piyasaya sürmüşlerdir.
 
5 tane grammy ödülü kazanmıştır bu grup. Bunlardan ilkini 85'te "Mama He's crazy" ile kazandılar ki bu şarkı pek bilinmeyen bir şarkıdır ne yazık ki. Fakat ben burada toplumu aydınlatıcı insan rolünü üstlenip şarkıyı siteme ekledim ki dinleyin güzelleşin!
 
Bu arada, 7 yıl sonra ana kız California'daki bir festivalde tekrar sahneyi paylaşacaklar, şarkılarını dinleyin de bakalım doğru mu yapıyorlar, vaz mı geçsinler bu sevdadan...

Now We Are FreeHayatımda sevdiğim nadir remixlerden biridir bu eser. Gladyatör'ü izlemeyen var mı bilmiyorum, bence harika bir filmdi. Ridley Scott'un yönetip Russell Crowe ve Joaquin Phoenix'in başrollerde olduğu 2000 yapımı en iyi film oscar'ı dahil toplam beş oscar kazanan başyapıttan bahsediyorum. Bence başyapıt tabii, bazıları Tarkan filmleriyle karşılaştırıyor. Ben gülüyorum onlara şahsen. İşte bu şarkı, o filmin müthiş soundtrack albümünün en güzide eserinin mixlenmiş halidir. Sağda solda Enya'nın seslendirdiği yazıyor, inanmayınız, bu eser bir Lisa Gerrard harikasıdır. Neyse ki Enya ve Lisa Gerrard kankilerdir de durumu oradan kurtarabiliyoruz. Besteleyenler Gavin Greenaway, The Lyndhurst Orchestra, büyük usta Hans Zimmer ve muhteşem Lisa Gerrard'dır, aynı Lisa Gerrard sözleri de çocukluğundan beridir kendi kendine geliştirdiği özel bir dille yazmıştır. Anlam aramayınız, anlamlandırınız. Hem gaz veren, hem gaz alan bir eserdir bu, dinleyiniz, dinlettiriniz! Sonunu dinlerken gözleriniz kapatıp uçsuz bucaksız, sapsarı bir buğday tarlasında dertsiz tasasız yürüdüğünüzü düşleyiniz, asıl tadına o zaman varılıyor...

Eva CassidyBenim için dünyadaki en özel müzisyen olmuştur Eva Cassidy. Hani sevdiğim bir dolu grup, şarkıcı, virtüöz, besteci vardır ama hiç biri Eva kadar etkileyememiştir beni. Trajik hayatı, harika sesi, geriye bıraktığı müthiş eserler ve öldükten çok sonra kazandığı büyük şöhretle efsanevi bir insandır gözümde...
 
1963 yılında doğup hayatını sanata adayan Eva, 1996 yılında kanser yüzünden gözlerini yumdu hayata. Peşinde o zamanlar pek tanınmadık harika şarkılar, albümler, portreler bırakarak... Bir insan okuduğu her şarkıyı böylesine hissedebilir, hissettirebilir mi? Bunu ancak o yapabilmiş. Sesi "Angelic" yani "melekvari" olarak tanımlanmış, lâkabı da meşhur şarkılarından ve albümlerinden biriyle aynı: Songbird...
 
Sting, "Fields of Gold" adında bir şarkı yapar. Eva da kendi yorumunu getirir o şarkıya. Sting dediğimiz adam ki dünyanın her yanında milyonlarca hayranı olan gerçek bir star. Sting, Eva'nın yorumunu dinledikçe ağlar. Bu güzel bir örnek sanırım nasıl bir ses ve yoruma sahip olduğunu ifade etmek için. Tabii zevkler değişiklik gösterebilir kişiden kişiye, sevmeyen de sevmez. Sonuçta ben burada kişisel zevklerimden bahsediyorum.
 
Eva çoğu zaman en yakın dostumdur benim. Huzur içinde uyusun...
 
Fields of Gold siteye eklenmiştir...