
Bu sabah uyku tutmayınca bir çeşit çizgi roman uyarlamasını olduğunu sandığım, 1993 yapımı Fearless (Korkusuz) adlı filmini izlemeye koyuldum. Filmden geriye kalan tonla düşünce oldu ki, yazının sonunda belirteceğim, bu düşünce uymağı tuhaf bir haberle iyice yer etmeye başladı kafamda.
Film benim sandığım gibi bir çizgiroman uyarlaması değilmiş. Ben çerez olsun, sabah sabah uyuyamıyorum bari vakit geçireyim diye basit bir şeyler izlemek için açmıştım ama daha derin, insan psikolojisini inceleyen bir filmle karşılaştım. Memnun da oldum açıkcası. Bu tip filmlerin insana bir şeyler kattığına inanıyorum.
Filmin konusunu kabaca anlatırsak, büyük bir uçak kazasından sağ kurtulan Max Klein, kaza sonrası başka bir adama dönüşür. Kazadan önceki hayatıyla ve o hayatın parçası olan insanlarla yaşadığı iletişim sorunları ve mesafe bir yana, kendisini ölümsüz ve hiç bir şeyden zarar göremez bir canlı olarak görmeye başlar. Psikolojik desteği hiçe sayan, yanıt vermeyen Max, sadece, kazada 2 yaşındaki bebeğini kaybetmenin suçluluğunu ve acısını yaşayan Carla ile görüşmekte, onun yanında rahat edebilmektedir.
Film, Rafael Yglesias'ın kitabından beyazperdeye uyarlanmış. Filmin yönetmeni, Ölü Ozanlar Derneği dahil toplam 6 ayrı filmiyle Oscar adayı gösterilen Avustralyalı yönetmen Peter Weir. Bu filmde de Carla rolündeki Rosie Perez, en iyi yardımcı bayan oyuncu dalında Oscar adayı olmuş fakat o sene ödülü The Piano'daki rolüyle Anna Paquin kazanmış.
Jeff Bridges, gerçekten büyük bir oyuncu. Lider, karizmatik, "cool"... Kısmetse bu sene Oscar kazanan Crazy Heart'ını da izleyeceğim bir kaç güne. Ama insan izlerken hayran oluyor. Zaten bir çok kişinin gönlünde The Big Lebowski ile büyük yer etmişliği vardır, bendeki hayranlığını da izlediğim her filminde bir kat daha arttırıyor. Yanındaki Isabella Rossellini, Rosie Perez, Tom Hulse ve girdiği her filmi bir seviye yukarıya taşıyan John Turturro da ustaya ayak uydurmuşlar. Ayrıca filmde Benicio Del Toro'nun gençliğini de görüyoruz.
İnsanı kazalar, ölüm, kader, ecel vb. konuları düşünmeye iten bu güzel filmin ardından akşam üzeri içinde Polonya Devlet Başkanı'nın da dahil olduğu devlet erkanını taşıyan uçağın Rusya'da düştüğü ve kurtulan olmadığı haberleri verildi televizyonda. Tuhaf oluyor insanın içi...
Bazen teknolojinin olmadığı, en büyük tehlikenin doğal afetler olduğu o ilkel çağlarda yaşamak, çok daha güvenliymiş gibi geliyor. Saçmalık belki ama... İnsan düşünüyor işte...