﻿<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?><rss version="2.0"><?xml-stylesheet type="text/css" href="themes/style.css"?><channel><title>irrasyonel</title><link>http://www.irrasyonel.net/atom.aspx</link><description>irrasyonel.net</description><ttl>5</ttl><item><title>2010 Dünya Kupası ESPN Reklamı</title><description>&lt;p id="player61" style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer"&gt;Get the Flash Player&lt;/a&gt; to see this player.&lt;/p&gt;
&lt;div&gt;&lt;script type="text/javascript"&gt; var s61 = new SWFObject("mp3player.swf", "single", "480", "360", "7"); s61.addVariable("file","videos/wc2010_espn.flv"); s61.write("player61"); &lt;/script&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;ABD menşeili ESPN kanalının 2010 G&amp;uuml;ney Afrika FIFA D&amp;uuml;nya Kupası i&amp;ccedil;in hazırladığı reklam...&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Kupaya az bir zaman kala, heyecan veriyor...&lt;/div&gt;</description><link>http://www.irrasyonel.net/entry.aspx?id=554</link><pubDate>Fri, 21 May 2010 16:48:24 GMT</pubDate></item><item><title>UEFA Bayanlar Şampiyonlar Ligi 2010</title><description>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img height="360" width="640" alt="Fatmire Bajramaj - UEFA Bayanlar Futbolu Şampiyonlar Ligi Şampiyonu - 2010" src="/images/content/fatmire_bajramaj.jpg" /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;D&amp;uuml;n gece kanalları dolaşırken şans eseri Eurosport'da UEFA Bayanlar Şampiyonlar Ligi Finali'ne denk geldim. Nedir, ne değildir diye ş&amp;ouml;yle bir bakıyordum ki ne g&amp;ouml;reyim; bizim k&amp;ouml;ftehor UEFA BaşkanıMichel (Platini) de orada, şeref trib&amp;uuml;n&amp;uuml;ne &amp;ccedil;&amp;ouml;reklenmiş heyecanla ma&amp;ccedil;ı izliyor. &amp;quot;Koskoca UEFA'nın başkanı orada, ellerini bağdaştırmış heyecanla ma&amp;ccedil;ı takip ediyor, ben de izleyeyim bakalım şu ma&amp;ccedil;ı, belki bir olay &amp;ccedil;ıkar da sa&amp;ccedil; sa&amp;ccedil;a baş başa &amp;quot;hamamdan enstantaneler&amp;quot; temalı bir aksiyon izleriz&amp;quot; dyie d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nerek ben de başladım izlemeye ama olduk&amp;ccedil;a da hoşuma gitti işin doğrusu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
90 dk + 15 dk x 2 uzatma ile 120 dakika gols&amp;uuml;z ge&amp;ccedil;ti ama futbolu bir erkek oyunu olarak g&amp;ouml;rmeye alışmış bir insan olarak hi&amp;ccedil; sıkılmadım. Bir tarafta Almanya'dan 1. FFC&amp;nbsp; Turbine Potsdam takımı, karşısında ise erkekler futbolundan da &amp;ccedil;ok iyi tanıdığımız Fransa'nın Olympique Lyonnais'u. İspanya'nın Getafe şehrinde, Coliseum Alfonso P&amp;eacute;rez stadında, dolu ve heyecanlı trib&amp;uuml;nler karşısında &amp;ccedil;ok g&amp;uuml;zel bir ma&amp;ccedil; oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eurosport spikeri de (sanırım Caner Eler) ma&amp;ccedil; boyunca o kadar faydalı bilgiler verdi ki... Sadece Luisa Necib'in sol ayaklı olduğunu iddia etmişti bir ara ama dikkat ettim, Necib sağ ayaklı bir oyuncuymuş, ama senin canın sağolsun Caner :) Ger&amp;ccedil;ekten &amp;ouml;rnek bir ma&amp;ccedil; anlatımıydı. &amp;Ouml;zellikle de bayan futbolu gibi tanıdık ama tanıdık olmayan bir spor s&amp;ouml;z konusu olunca, ger&amp;ccedil;ekten yapıcı bilgiye doyduk. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Caner Eler'den &amp;ouml;ğrendiğimiz kadarıyla bayanlar futbolu, &amp;ouml;zellikle Avrupa'da bir iki &amp;uuml;lke hari. (İngiltere ve İsve&amp;ccedil;) amat&amp;ouml;r bir spormuş. Sadece İngiltere ve İsve&amp;ccedil; liglerinde profesyonel d&amp;uuml;zeyde futbol oynanıyormuş. Ve d&amp;uuml;n Avrupa Şampiyonluğu i&amp;ccedil;in m&amp;uuml;cadele eden bayan futbolcular da amat&amp;ouml;r olunca, hayatlarını sadece futbolla ge&amp;ccedil;irmedikleri anlaşılmış oluyor. Muhtemelen bir &amp;ccedil;oğunun tahsili var ve futbolculuğu sadece part time iş/hobi olarak yapıyorlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Oyuna gelince... Beklentilerimin &amp;ccedil;ok &amp;ccedil;ok &amp;uuml;zerinde olduğunu s&amp;ouml;ylemeliyim. Amat&amp;ouml;r sporcuların 120. dakikada dahi (yorgunluk belirtileri ortaya &amp;ccedil;ıksa bile) canını dişine takarak m&amp;uuml;cadele etmesi m&amp;uuml;thiş bir şey. &amp;Uuml;stelik sahadakilerin bayan olduğunu d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;rsek son derece şaşırtıcı. Daha da şaşırtıcı olan şey, bazı oyuncuların ger&amp;ccedil;ekten yetenekli olması. Benim g&amp;ouml;z&amp;uuml;me &amp;ccedil;arpan, Turbine Potsdam'ın 22 yaşındaki 10 numaralı oyun kurucusu Bosnalı/Alman Fatmire Bajramaj, Lyon'un h&amp;uuml;cum silahı, 23 yaşındaki 10 numarası Louisa Necib ve 21 yaşındaki Amandine Henry ve yine Lyon'un orta sahasından 24 yaşındaki İsvi&amp;ccedil;reli Lara Dickenmann. &amp;Ouml;yle oynuyorlar ki, sanki bu oyuncuları alıp da herhangi bir erkek futbol takımına koysan sırıtmazlar...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bajramaj'ın oyun tarzı Ronaldinho'ya benziyor. Hatta dripling yaparken Galatasaray'lı Giovani Dos Santos geldi aklıma s&amp;uuml;rekli. M&amp;uuml;thiş ara pasları, seri &amp;ccedil;alımlar, oyun kurma yeteneği... Muazzam... Lyon'dan Lara Dickenmann şutları ve Amandine Henry ise driplingleriyle rakip savunma ve kaleci i&amp;ccedil;in b&amp;uuml;y&amp;uuml;k tehlike yaratıyor. Ama Lyon'un asıl silahı 10 numarası Necib. Cezayir asıllı olduğu i&amp;ccedil;in &amp;quot;Dişi Zidane&amp;quot; deniyormuş kendisine ve m&amp;uuml;thiş bir tekniği var, tek eksiği fizik g&amp;uuml;c&amp;uuml;. Bajramaj da fiziken kuvvetli değil, h&amp;acirc;tt&amp;acirc; Necib'den de ufak ama bunu hızıyla bir şekilde avantaja &amp;ccedil;evirebiliyor. Necib ise biraz daha farklı, zaten oyun kurucu değil ama kanat ya da forvet arkasında verim alınabilecek t&amp;uuml;rden bir oyuncu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ma&amp;ccedil;ı Lyon'un ma&amp;ccedil; boyu enerjisi bitmeyen, kesinlikle iki takımın da en hızlısı olan fakat topla ne yapacağını bilemediği i&amp;ccedil;in ma&amp;ccedil; boyu son vuruşlarıyla &amp;ccedil;ileden &amp;ccedil;ıkartarak Sabri Sarıoğlu - Caner Erkin ikisilini hatırlatan Elodie Thomis'in seri penaltı atışlarınında topu direğe nişanlaması sonucu 7-6 Potsdam kazandı...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bundan sonra sadece erkek futbolunu değil, bayan futbolunu da takip edeceğim. Galatasaray'a tavsiyem de Bajramaj ile Amandine Henry'i transfer etsinler. Henry oyunun iki y&amp;ouml;n&amp;uuml;n&amp;uuml; de oynayan orta saha, Bajramaj da oyun kurucu olarak &amp;ccedil;ok iş yaparlar...&lt;/div&gt;</description><link>http://www.irrasyonel.net/entry.aspx?id=553</link><pubDate>Fri, 21 May 2010 13:47:07 GMT</pubDate></item><item><title>Geniş Aile - Ulvi'nin Şükrücük macerası</title><description>&lt;div&gt;Geniş Aile son zamanların en g&amp;ouml;zde dizilerinden. Benim de Ezel ile birlikte takip ettiğim iki diziden biridir. Her karakteri ayrı bomba ger&amp;ccedil;i ve zamanla hepsinden videolar ekleyeceğim ama &amp;ouml;nceliği Ulvi'ye verelim...&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Buyrun; Ulvi'den yaklaşık 4 dakikalık solo performans...&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Ulvi'cede k&amp;ouml;&amp;ccedil;ek = ş&amp;uuml;kr&amp;uuml;c&amp;uuml;k... (Bu, bu nedir bu! :) )&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;p id="player60" style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer"&gt;Get the Flash Player&lt;/a&gt; to see this player.&lt;/p&gt;
&lt;div&gt;&lt;script type="text/javascript"&gt; var s60 = new SWFObject("mp3player.swf", "single", "480", "360", "7"); s60.addVariable("file","videos/gaile_ulvi.flv"); s60.write("player60"); &lt;/script&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.irrasyonel.net/entry.aspx?id=552</link><pubDate>Fri, 14 May 2010 08:17:23 GMT</pubDate></item><item><title>12 Eylül</title><description>&lt;div style="text-align: center; "&gt;&lt;img alt="Kenan Evren ve 12 Eyl&amp;uuml;l..." width="450" height="358" src="/images/content/12eevren.jpg" /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Yankıları bug&amp;uuml;n dahi s&amp;uuml;ren ve hi&amp;ccedil; ş&amp;uuml;phesiz tarih boyunca s&amp;uuml;recek olan 12 Eyl&amp;uuml;l 1980'in bu seneki yıl d&amp;ouml;n&amp;uuml;m&amp;uuml;nde, yine bir anayasa değişikliği, yeni bir referandum...&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;O d&amp;ouml;nemki darbenin lideri Kenan Evren bodrumdaki k&amp;ouml;şk&amp;uuml;nde hayatına devam ededursun... Gidenler &amp;ccedil;oktan gittiler...&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Hayat ne tuhaf...&lt;/div&gt;</description><link>http://www.irrasyonel.net/entry.aspx?id=551</link><pubDate>Thu, 13 May 2010 18:30:35 GMT</pubDate></item><item><title>Up In The Air ( Aklı Havada - 2009 )</title><description>&lt;div style="text-align: center; "&gt;&lt;img alt="Up In The Air ( Aklı Havada - 2009 )" width="640" height="365" src="/images/content/upntair.jpg" /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;Ouml;mr&amp;uuml; yollarda ge&amp;ccedil;en bir adamın hikayesini anlatıyor bu film. G&amp;ouml;&amp;ccedil;ebe bir kuş misali ama kanatlarında kara haberlerle, o havaalanından bu havaalanına, bir otelden &amp;ouml;tekisine, yaşadığı bu &amp;quot;mobil&amp;quot; hayattan &amp;ouml;nceleri en ufak bir rahatsızlığı dahi olmayan, rahatsızlık bir kenara, memnuniyetinden i&amp;ccedil;inde yaşadığı bu girdabı bir felsefeye d&amp;ouml;n&amp;uuml;şt&amp;uuml;ren bir gezginden bahsediyoruz.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Aslında George Clooney t&amp;uuml;m o kendine has, karizmatik, &amp;quot;cool&amp;quot; ifadesini takınıp, şunları s&amp;ouml;ylerken, etkilenmemek pek m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n gibi g&amp;ouml;z&amp;uuml;km&amp;uuml;yor:&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;quot;Hayatınızın ağırlığı ne kadar? Bir saniyeliğine bir sırt &amp;ccedil;antası taşıdığınızı d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;n. Şimdi sırt &amp;ccedil;antanızı hayatınızdaki her şeyle doldurmanızı istiyorum ve buna k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k şeylerle başlayın: raflar, &amp;ccedil;ekmeceler, biblolar... Sonra daha b&amp;uuml;y&amp;uuml;k şeyleri de doldurmaya başlayın, elbiseler, k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k ev aletleri, lambalar, televizyonunuz... Artık &amp;ccedil;antanız olduk&amp;ccedil;a ağırlaşmış olmalı ama siz &amp;nbsp;y&amp;uuml;klemeye devam edin. Koltuğunuz, arabanız, eviniz... Hepsini o &amp;ccedil;antaya sığdırmanızı istiyorum.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Şimdi o &amp;ccedil;antayı insanlarla doldurmanızı istiyorum. Sıradan tanıdıklarla başlayın, arkadaşlarınızın arkadaşları, ofisteki &amp;ccedil;alışanlar ve sonra en gizli sırlarınızla g&amp;uuml;vendiğiniz insanlara ge&amp;ccedil;in, kız ve erkek kardeşleriniz, &amp;ccedil;ocuklarınız, ebeveynleriniz ve nihayet kocanız, karınız, erkek arkadaşınız, kız arkadaşınız... Hepsini o &amp;ccedil;antaya koyun ve &amp;ccedil;antanın ağırlığını hissetmeye &amp;ccedil;alışın. Hi&amp;ccedil; ş&amp;uuml;phesiz ki ilişkileriniz hayatınızın en ağır bileşenleridir. T&amp;uuml;m o pazarlıklar ve tartışmalar ve sırlar, tavizk&amp;acirc;rdır. Ne kadar yavaş hareket edersek, o kadar &amp;ccedil;abuk &amp;ouml;l&amp;uuml;r&amp;uuml;z. Hi&amp;ccedil; ş&amp;uuml;phesiz, hareket etmek yaşamak demektir...&amp;quot;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;En sonunda da &amp;quot;biz, bir hayat boyu birbirini taşıması gereken hayvanlardan değiliz. Bizler, tek eşli kuğular değiliz. Bizler kuğu değiliz, k&amp;ouml;pekbalığıyız&amp;quot; diyerek bitiriyor.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Cezbedici, baştan &amp;ccedil;ıkarıcı bir vaaz belki. En azından ilk aşamada... Ama insan duygusal ve sosyal bir varlıktır, &amp;nbsp;o y&amp;uuml;zden t&amp;uuml;m o kişisel &amp;ouml;zg&amp;uuml;rl&amp;uuml;k yanlısı anlayış, hayatın bir noktasında sekteye uğramak zorunda kalır.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Aklı Havada, bana g&amp;ouml;re değişik, hoş bir film. Başroldeki George Clooney ve onun sırtındaki y&amp;uuml;k&amp;uuml; hafifleten Vera Farmiga - Anna Kendrick ikilisiyle anlatacak bir şeyi olan ve izlemenin faydalı olacağına inandığım, g&amp;uuml;zel-&amp;ouml;zel bir Jason Reitman filmi.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Ve siz siz olun, hayatınızda sizin i&amp;ccedil;in &amp;ouml;nem taşıyan hi&amp;ccedil; bir şeyi sırt &amp;ccedil;antanıza doldurup &amp;ccedil;&amp;ouml;pe g&amp;ouml;ndermeyin...&lt;/div&gt;</description><link>http://www.irrasyonel.net/entry.aspx?id=550</link><pubDate>Thu, 13 May 2010 18:20:58 GMT</pubDate></item><item><title>Pandorum ( 2009 )</title><description>&lt;div style="text-align: center; "&gt;&lt;img alt="Pandorum ( 2009 )" src="/images/content/pandrm.jpg" /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;2100'l&amp;uuml; yıllarla birlikte d&amp;uuml;nya, hızla katlanan n&amp;uuml;fusu ve buna mukabil azalan kaynaklarıyla, yetersiz bir gezegen haline gelmiştir. Bu y&amp;uuml;zden bir takım bilimsel projeler geliştirilir ve d&amp;uuml;nyadaki canlıların taşınabileceği, yaşama elverişli bir gezegen aramaya başlanır. Elysium adı verilen gezegen, d&amp;uuml;nyalıların yeni evi olacaktır...&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Astronot onbaşı Bower, yaşam destek kabininde g&amp;ouml;zlerini a&amp;ccedil;tığında ne nerede olduğunu, ne de kim olduğunu hatırlamamaktaydı. Kabinindeki &amp;uuml;niformanın g&amp;ouml;ğs&amp;uuml;ndeki isimlikten adını, kolundaki yazılardan ise ait olduğu birliği &amp;ouml;ğrenir. Bu arada hafızası da yavaş yavaş yerine gelmektedir ki bir başka yaşam destek &amp;uuml;nitesindeki uykusundan uyanan y&amp;uuml;zbaşı Payton ile karşılaşır. Bir odasında kısılıp kaldıkları, terkedilmiş gibi g&amp;ouml;r&amp;uuml;nen uzay gemisini, o gemide bulunma ama&amp;ccedil;larını, ge&amp;ccedil;mişlerini, geleceklerini ve daha bir &amp;ccedil;ok soruyu cevaplamak i&amp;ccedil;in maceraya atılırlar.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Tam olarak benim tarzım olan filmlerden değil aslında. Psikolojik bir gerilimden bahsediyoruz ama aksiyon da iyi bir şekilde yayılmış. Uzay istasyonunda ya da uzay aracında ge&amp;ccedil;en bu tip filmler epey var aslında ve bu filmde her filmden bir şeyler alırken, kendisinden de birşeyler katmaya &amp;ccedil;alışmış.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Dennis Quaid ve Ben Foster'ın başrollerinde olduğu bu Christian Alvart filmini beklentileri fazla y&amp;uuml;ksek tutmadan izlemekte fayda var.&lt;/div&gt;</description><link>http://www.irrasyonel.net/entry.aspx?id=549</link><pubDate>Mon, 19 Apr 2010 17:22:02 GMT</pubDate></item><item><title>Delilik</title><description>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img height="324" width="498" alt="Arkada Sancho Panza, &amp;ouml;nde Don Quixote ..." src="/images/content/dkjt.jpg" /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: center;"&gt;Mantıklı olmak, delilik olabilir. Fakat daha da delice bir şey varsa o da, hayatı olması gerektiği gibi değil, olduğu gibi g&amp;ouml;rmektir.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Don Quixote ( Miguel de Cervantes Saavedra)&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.irrasyonel.net/entry.aspx?id=548</link><pubDate>Tue, 13 Apr 2010 11:55:28 GMT</pubDate></item><item><title>Sherlock Holmes  ( 2009 )</title><description>&lt;div&gt;&lt;img height="364" width="250" src="/images/content/shlms.jpg" alt="Sherlock Holmes ( 2009 )" class="imgleft" /&gt;G&amp;uuml;zel filmdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Robert Downey, Jr., girdiği her filme kendinden bir şeyler katabilen değişik bir akt&amp;ouml;r. Hayranı olduğumu s&amp;ouml;yleyemem ama beğenmemek de elimde değil. Şu var ki bu role yakışmış. Bir defa o kadar g&amp;uuml;zel bir şekilde yansıtmışlar ki o d&amp;ouml;nemin Londra'sını (sanırım Londra'da ge&amp;ccedil;iyordu) yaşıyormuş hissine kapılıyorsunuz. Ger&amp;ccedil;i ben hi&amp;ccedil; o d&amp;ouml;nemin Londra'sını g&amp;ouml;rmedim ama g&amp;ouml;rm&amp;uuml;ş kadar olduk işte! Zaten film Oscar'a da &amp;quot;En İyi Sanat Y&amp;ouml;netimi&amp;quot; ve &amp;quot;En İyi M&amp;uuml;zik&amp;quot; (orada da Hans Zimmer işin i&amp;ccedil;ine giriyor) dallarında aday olmuş.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Downey'in yanında, hi&amp;ccedil; bir zaman favorilerimden olmayan ama iyi bir akt&amp;ouml;r olduğunu kabul ettiğim, bana kalırsa kasvetli ve sıkıntılı filmlerin vazge&amp;ccedil;ilmez j&amp;ouml;n&amp;uuml; Jude Law, Dr. Watson rol&amp;uuml;ne m&amp;uuml;thiş uyum sağlamış. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ger&amp;ccedil;ek Holmes ve Dawson bu ikiliyi g&amp;ouml;rseler, kendilerini &amp;ccedil;akma sanarlardı herhalde!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Filmle ilgili akılda kalan diğer kişiler, Holmes'e filmin temposuna iyi ayak uyduran Rachel McAdams, &amp;quot;Andy Garcia mı değil mi?&amp;quot; diye film boyu meraktan &amp;ccedil;atlana Mark Strong (değilmiş) ve g&amp;uuml;zelliğiyle iz bırakan Kelly Reilly...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Filmin y&amp;ouml;netmeni de Madonna'nın eski sevgililerinden Guy Ritchie... Adı falso okunuyor olabilir ama adına bakmayın siz, Guy g&amp;uuml;zel film yapmış.&lt;/div&gt;</description><link>http://www.irrasyonel.net/entry.aspx?id=547</link><pubDate>Tue, 13 Apr 2010 11:40:26 GMT</pubDate></item><item><title>Local Hero</title><description>&lt;p id="player59" style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer"&gt;Get the Flash Player&lt;/a&gt; to see this player.&lt;/p&gt;
&lt;div&gt;&lt;script type="text/javascript"&gt; var s59 = new SWFObject("mp3player.swf", "single", "480", "360", "7"); s59.addVariable("file","videos/local_hero.flv"); s59.write("player59"); &lt;/script&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Mark Knopfler b&amp;uuml;y&amp;uuml;k m&amp;uuml;zisyendir. Gitar &amp;ccedil;alışındaki asaletiyle, &amp;uuml;rettiği o kusursuz ve insanı alıp g&amp;ouml;t&amp;uuml;ren tınılarla ve işin biraz da magazinel yanından bakarsak hayata ve olaylara karşı olan tavrıyla, sanat&amp;ccedil;ısı &amp;ccedil;ok az kalan d&amp;uuml;nya sanat sahnesinin en b&amp;uuml;y&amp;uuml;k kalitelerinden biridir kesinlikle.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Bu eseri, 1983 yılında &amp;ccedil;ekilmiş Local Hero filmi i&amp;ccedil;in bestelemiş. Dire Straits konserlerinde de s&amp;uuml;rekli &amp;ccedil;alınmış bu par&amp;ccedil;a ve ciddi sayıda fanatiği var fakat ortalıkta hep konser versiyonları var, dolayısıyla temiz bir kayıt yok.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Youtube'u kurcalarken aklıma d&amp;uuml;şt&amp;uuml; yine. Dinleyeyim dedim... O arada şans eseri bazı amat&amp;ouml;r gitaristlerin de par&amp;ccedil;ayı yorumladıklarını g&amp;ouml;rd&amp;uuml;m ve bir bir dinledim. Aralarında &amp;ccedil;ok g&amp;uuml;zel yorumlayanlar var ama en g&amp;uuml;zeli Franck Philippo adlı bu arkadaş yapmış bana kalırsa... Bariton gitarını almış eline, bir g&amp;uuml;zel d&amp;ouml;kt&amp;uuml;rm&amp;uuml;ş. Eleştirebileceğim tek yanı, sanki tempoyu biraz y&amp;uuml;ksek tutmuş, hızlı &amp;ccedil;almış gibi ama yakışmamış da diyemem. Elbette Mark Knopfler'ın o kalitesiz konser kayıtları bile &amp;ouml;zeldir ama bu da dinlemeye değer hani...&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Filmi de tavsiye ederim ayrıca...&lt;/div&gt;</description><link>http://www.irrasyonel.net/entry.aspx?id=546</link><pubDate>Mon, 12 Apr 2010 06:32:01 GMT</pubDate></item><item><title>Fearless ( 1993 - Korkusuz )</title><description>&lt;div&gt;&lt;img alt="Fearless ( 1993 - Korkusuz )" width="250" height="365" class="imgleft" src="/images/content/frlss.jpg" /&gt;Bu sabah uyku tutmayınca bir &amp;ccedil;eşit &amp;ccedil;izgi roman uyarlamasını olduğunu sandığım, 1993 yapımı Fearless (Korkusuz) adlı filmini izlemeye koyuldum. Filmden geriye kalan tonla d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nce oldu ki, yazının sonunda belirteceğim, bu d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nce uymağı tuhaf bir haberle iyice yer etmeye başladı kafamda.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Film benim sandığım gibi bir &amp;ccedil;izgiroman uyarlaması değilmiş. Ben &amp;ccedil;erez olsun, sabah sabah uyuyamıyorum bari vakit ge&amp;ccedil;ireyim diye basit bir şeyler izlemek i&amp;ccedil;in a&amp;ccedil;mıştım ama daha derin, insan psikolojisini inceleyen bir filmle karşılaştım. Memnun da oldum a&amp;ccedil;ıkcası. Bu tip filmlerin insana bir şeyler kattığına inanıyorum.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Filmin konusunu kabaca anlatırsak, b&amp;uuml;y&amp;uuml;k bir u&amp;ccedil;ak kazasından sağ kurtulan Max Klein, kaza sonrası başka bir adama d&amp;ouml;n&amp;uuml;ş&amp;uuml;r. Kazadan &amp;ouml;nceki hayatıyla ve o hayatın par&amp;ccedil;ası olan insanlarla yaşadığı iletişim sorunları ve mesafe bir yana, kendisini &amp;ouml;l&amp;uuml;ms&amp;uuml;z ve hi&amp;ccedil; bir şeyden zarar g&amp;ouml;remez bir canlı olarak g&amp;ouml;rmeye başlar. Psikolojik desteği hi&amp;ccedil;e sayan, yanıt vermeyen Max, sadece, kazada 2 yaşındaki bebeğini kaybetmenin su&amp;ccedil;luluğunu ve acısını yaşayan Carla ile g&amp;ouml;r&amp;uuml;şmekte, onun yanında rahat edebilmektedir.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Film, Rafael Yglesias'ın kitabından beyazperdeye uyarlanmış. Filmin y&amp;ouml;netmeni, &amp;Ouml;l&amp;uuml; Ozanlar Derneği dahil toplam 6 ayrı filmiyle Oscar adayı g&amp;ouml;sterilen Avustralyalı y&amp;ouml;netmen Peter Weir. Bu filmde de Carla rol&amp;uuml;ndeki Rosie Perez, en iyi yardımcı bayan oyuncu dalında Oscar adayı olmuş fakat o sene &amp;ouml;d&amp;uuml;l&amp;uuml; The Piano'daki rol&amp;uuml;yle Anna Paquin kazanmış.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Jeff Bridges, ger&amp;ccedil;ekten b&amp;uuml;y&amp;uuml;k bir oyuncu. Lider, karizmatik, &amp;quot;cool&amp;quot;... Kısmetse bu sene Oscar kazanan Crazy Heart'ını da izleyeceğim bir ka&amp;ccedil; g&amp;uuml;ne. Ama insan izlerken hayran oluyor. Zaten bir &amp;ccedil;ok kişinin g&amp;ouml;nl&amp;uuml;nde The Big Lebowski ile b&amp;uuml;y&amp;uuml;k yer etmişliği vardır, bendeki hayranlığını da izlediğim her filminde bir kat daha arttırıyor. Yanındaki Isabella Rossellini, Rosie Perez, Tom Hulse ve girdiği her filmi bir seviye yukarıya taşıyan John Turturro da ustaya ayak uydurmuşlar. Ayrıca filmde Benicio Del Toro'nun gen&amp;ccedil;liğini de g&amp;ouml;r&amp;uuml;yoruz.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;İnsanı kazalar, &amp;ouml;l&amp;uuml;m, kader, ecel vb. konuları d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nmeye iten bu g&amp;uuml;zel filmin ardından akşam &amp;uuml;zeri i&amp;ccedil;inde Polonya Devlet Başkanı'nın da dahil olduğu devlet erkanını taşıyan u&amp;ccedil;ağın Rusya'da d&amp;uuml;şt&amp;uuml;ğ&amp;uuml; ve kurtulan olmadığı haberleri verildi televizyonda. Tuhaf oluyor insanın i&amp;ccedil;i...&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Bazen teknolojinin olmadığı, en b&amp;uuml;y&amp;uuml;k tehlikenin doğal afetler olduğu o ilkel &amp;ccedil;ağlarda yaşamak, &amp;ccedil;ok daha g&amp;uuml;venliymiş gibi geliyor. Sa&amp;ccedil;malık belki ama... İnsan d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;yor işte...&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.irrasyonel.net/entry.aspx?id=545</link><pubDate>Sat, 10 Apr 2010 19:56:56 GMT</pubDate></item><item><title>Real vs Barca</title><description>&lt;div style="text-align: center; "&gt;&lt;img alt="El Clasico : Real Madrid, Barcelona'yı ağırlıyor..." width="500" height="255" src="/images/content/elclsc.jpg" /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;İki takım da aynı puanda, liglerinde uzun zamandır yenilmiyorlar ve bu ma&amp;ccedil;a şampiyonu belirleyecek ma&amp;ccedil; g&amp;ouml;z&amp;uuml;yle bakılıyor. Bu gece, uzun zamandır beklenen gece... Santiago Bernabeu'da Real Madrid, Barcelona ile karşılaşıyor...&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: center; "&gt;&lt;img alt="Santiago Bernabeu : Real Madrid'in mabedi..." width="640" height="241" src="/images/content/sntgbrnb.jpg" /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Takımlar Real Madrid ve Barcelona olunca, bu kadar m&amp;uuml;thiş kadroların i&amp;ccedil;erisinde kilit oyuncular d&amp;uuml;nya standartlarının en &amp;uuml;st seviyesinde top oynayan Messi ve Ronaldo'yu bir kenara bırakırsak takımların en zayıf noktaları oluyor, ki bu da zaten kabak gibi ortaya &amp;ccedil;ıkıveriyor. Real Madrid'de savunmanın g&amp;ouml;beğindeki Garay ve Albiol ile onların hemen &amp;ouml;n&amp;uuml;ndeki Gago'nun performansı y&amp;uuml;ksek olmak zorunda. Barcelona'da ise &amp;ccedil;apsız Busquets, &amp;ccedil;ok kilit bir noktada, yine Puyol, &amp;ccedil;ok kaliteli bir oyuncu olmasına rağmen Ronaldo ve Marcelo gibi gen&amp;ccedil; ve hızlı-teknik oyuncular karşısında zorlanabilir.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Her şeyi bir kenara bırakınca bu ma&amp;ccedil; Real - Barca rekabetinin yanı sıra Ronaldo - Messi rekabetinin de devamı oluyor. Bakalım son zamanlarda iyice kendini kaybedip kontrol edilemez bir g&amp;uuml;&amp;ccedil; haline gelen Messi'yi, en b&amp;uuml;y&amp;uuml;k rakibi Ronaldo &amp;ccedil;elmeleyebilecek, k&amp;uuml;ndeye getirebilecek mi? Bakalım kim kimin belini b&amp;uuml;kecek! Heyecanla bekliyoruz...&lt;/div&gt;</description><link>http://www.irrasyonel.net/entry.aspx?id=544</link><pubDate>Sat, 10 Apr 2010 19:24:36 GMT</pubDate></item><item><title>Bize dört kebap, ortaya da avrupa kupası!</title><description>&lt;div&gt;
&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img height="450" width="400" alt="Bize d&amp;ouml;rt kebap, ortaya da avrupa kupası!" src="/images/content/kbp.jpg" /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Bu  &amp;ccedil;ılgın Liverpool taraftarları 25 Mayıs 2005'de Şampiyonlar Ligi finali  i&amp;ccedil;in geldikleri İstanbul'da b&amp;ouml;yle bir pankart a&amp;ccedil;mışlar... Alem bunlar  alem... Kupayı da kazanmışlardı zaten.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Yalnız 3 kişiler... Demek ki  aralarından biri iki porsiyon g&amp;ouml;t&amp;uuml;r&amp;uuml;yor kebabı! Eeee, yerine g&amp;ouml;re hakkı  da var yani...&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div style="font-size: 5pt;"&gt;Foto: &lt;a target="_blank" href="http://www.flickr.com/photos/collinsonfamily/149926982/"&gt;http://www.flickr.com/photos/collinsonfamily/149926982/&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;/div&gt;</description><link>http://www.irrasyonel.net/entry.aspx?id=543</link><pubDate>Fri, 09 Apr 2010 12:44:36 GMT</pubDate></item><item><title>Live World Cup</title><description>&lt;div&gt;
&lt;div&gt;&lt;img height="120" width="347" class="imgleft" alt="Live Football Online - World Cup" src="/images/content/lvscr.jpg" /&gt;Birleşik Krallık kaynaklı bu g&amp;uuml;zel siteye &amp;uuml;ye olup d&amp;uuml;nyanın &amp;ccedil;ok  &amp;ccedil;eşitli yerlerindeki ma&amp;ccedil;ları internet &amp;uuml;zerinden takip edebiliyorsunuz.  Yaptıkları işin tamamen legal olduğunu savunuyorlar ve halihazırda  50.000 &amp;uuml;yeleri olduğunu belirtiyorlar ki bana kalırsa &amp;uuml;cretli &amp;uuml;yelik  sistemiyle &amp;ccedil;alışan bir site i&amp;ccedil;in m&amp;uuml;thiş bir rakam. &amp;Ouml;n&amp;uuml;m&amp;uuml;zdeki yaz d&amp;uuml;nya  kupası ma&amp;ccedil;larını da canlı yayınlayacaklarmış dolayısıyla &amp;ouml;nleri a&amp;ccedil;ık  gibi duruyor.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Ş&amp;ouml;yle bir kenar k&amp;ouml;şeye kaydedelim de...&amp;nbsp; Belki lazım olur birilerine...&lt;/div&gt;
&lt;/div&gt;</description><link>http://www.irrasyonel.net/entry.aspx?id=542</link><pubDate>Thu, 25 Mar 2010 12:19:58 GMT</pubDate></item><item><title>Eyvah Eyvah (2010)</title><description>&lt;div style="text-align: center; "&gt;&lt;img alt="Eyvah Eyvah (2010)" width="500" height="331" src="/images/content/eyveyv.jpg" /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;G&amp;uuml;zel film olmuş. Ata Demirer ve Demet Akbağ gayet uyumlu, ustaca yapmışlar işlerini. Senaryo klasik ne yazık ki ve biraz da aceleye gelmiş gibi sanki, aslında konular daha derin anlatılabilirdi bana kalırsa, bazı şeyler fazlasıyla havada kaldı ama neredeyse k&amp;uuml;f&amp;uuml;rs&amp;uuml;z, sade komikliğiyle eksikliklerini kapatıvermiş film. B&amp;uuml;t&amp;uuml;n salon filmin &amp;nbsp;bir &amp;ccedil;ok yerinde kahkahalar atıyordu daha ne olsun! İnsanlar eğleniyorsa senaryoyu bilmem neyi fazla diline dolamayacaksın onu bilir onu s&amp;ouml;ylerim.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;İzlenmesi, desteklenmesi gerekir. Gerekir ki bu tip yapımlar &amp;ccedil;ıkmaya devam etsin...&lt;/div&gt;</description><link>http://www.irrasyonel.net/entry.aspx?id=541</link><pubDate>Tue, 09 Mar 2010 13:14:28 GMT</pubDate></item><item><title>Şahbazken şah olanlar -1-</title><description>&lt;div&gt;
&lt;div&gt;Futbol garip bir oyundur. Ve bazen sadece bir oyun da değildir. Her sezon, sayısız oyuncu g&amp;ouml;ze batıyor ve sayısız oyuncu g&amp;ouml;zden d&amp;uuml;ş&amp;uuml;yor. İlgiyle takip ettiğimiz oyuncular oluyor ve bazılarını g&amp;ouml;r&amp;uuml;nce de kanal değiştiriyoruz. H&amp;acirc;tt&amp;acirc; bazen oyuncuları takımlardan &amp;ouml;nce tutuyoruz. Mesela bir Milan ma&amp;ccedil;ını eğer Milan'da Ronaldinho yoksa kolay kolay izlemem. Eğer Ronaldinho oynuyorsa da ma&amp;ccedil; boyu top ona gelsin diye beklerim. Aslında Milan İtalya'daki favori takımımdır ama o sempatiyi beslememi sağlayanlar belilrli futbolculardır, mesela bir d&amp;ouml;nem boyunca Shevchenko idi bu fig&amp;uuml;r ve şimdilerde de Ronaldinho.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: center; "&gt;&lt;img alt="Cristiano Ronaldo, k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;kt&amp;uuml; k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;c&amp;uuml;kt&amp;uuml;..." width="500" height="368" src="/images/content/crpeq9.jpg" /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: center; "&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Bazı futbolcular, arenaya &amp;ouml;yle bir giriş yapıyorlar ki, r&amp;uuml;zgarından başınız d&amp;ouml;n&amp;uuml;yor bir defa. Mesela Cristiano Ronaldo onlardan biridir. &amp;Ouml;rneğin şu eskimiş lisans kartındaki k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k &amp;ccedil;ocuğun bir g&amp;uuml;n d&amp;uuml;nya futbolunun en b&amp;uuml;y&amp;uuml;k yıldızlarından biri olacağını kim tahmin ederdi?&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: center; "&gt;&lt;img alt="Cristiano Ronaldo, b&amp;uuml;y&amp;uuml;d&amp;uuml; adam oldu..." width="500" height="333" src="/images/content/crnld9.jpg" /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: center; "&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Muhtemelen kimse. Ki zamanından Portekiz'in Sporting Lizbon'undan İngiltere'nin Manchester United'ına transfer olduğunda da beklentiler bu kadar b&amp;uuml;y&amp;uuml;k m&amp;uuml;yd&amp;uuml; acaba? Elbette bu tip b&amp;uuml;y&amp;uuml;k kul&amp;uuml;pler transfer yaptıklarında aldıkları oyuncunun potansiyelinin farkındadırlar ama Ronaldo&amp;rsquo;nun g&amp;ouml;sterdiği gelişim muazzam. Kaldı ki transfer edenler bunu bekleseler dahi d&amp;uuml;nya m&amp;uuml;thiş yeteneklere sahip olup bunu &amp;ouml;zellikle de parayı bulduktan sonra kullanmayan/kullanamayanlarla doludur. Ronaldo unutulmaya aday bir hikaye olmaktansa yazılmaya devam edilen bir destana d&amp;ouml;n&amp;uuml;şt&amp;uuml;. Ge&amp;ccedil;tiğimiz sezon sonuna kadar sergilediği performans onu d&amp;uuml;nyanın en iyi futbolcuları arasına soktu belki ama d&amp;uuml;nyada da Manchester United ve Portekizliler dışında seveni pek yoktu. &amp;Ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; fazlasıyla şovmen ve kibirli, kısacası artistin tekiydi. Ve nihayet bu sezon başında İngiltere'nin soğuk ikliminden kopup memleketi Portekiz'in komşusuna, Akdeniz'in g&amp;uuml;zel &amp;uuml;lkesi İspanya'nın efsanevi kul&amp;uuml;b&amp;uuml; Real Madrid'e ge&amp;ccedil;ti. Bu, 93 milyon euro'luk rekor bir bonservis bedeliyle oldu ve kendisi de yılda sırf Real Madrid ile olan s&amp;ouml;zleşmesinden 13 milyon euro kazanıyor. Sponsorlar ve diğer gelirlerini d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nemiyorum dahi. Fakat sahada g&amp;ouml;rd&amp;uuml;ğ&amp;uuml;m&amp;uuml;z Ronaldo, &amp;quot;bu &amp;ccedil;imlerin kralı benim&amp;quot; diyor. O m&amp;uuml;thiş bonservisi de her oyuncu kaldıramaz zaten. Bu mental a&amp;ccedil;ıdan da ne kadar &amp;uuml;st d&amp;uuml;zey olduğunun g&amp;ouml;stergesidir.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: center; "&gt;&lt;img alt="Francesco Totti : B&amp;uuml;y&amp;uuml;k kaptan!" width="500" height="350" src="/images/content/frctt10.jpg" /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: center; "&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Francesco Totti. Rakibe t&amp;uuml;k&amp;uuml;rmek, tekme sallamak, hakemi ve seyircileri galeyana getirmek, kendini yere bırakmak... Bu tip hareketleri d&amp;uuml;zenli olarak yapar. Fakat zamanından kendisinden haz etmememin sebebi bu değildi. Neydi onu da bilmiyorum. Bazen bazı insanlara bir t&amp;uuml;rl&amp;uuml; ısınamazsınız. Belki bu hareketleri tuz biber olmuştur. Ama zaman değişiyor, d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nceler olgunlaşıyor. Artık bir kaptanın, bir liderin, sahadaki isyanı ateşleyen ilk adam olması gerektiğini d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;yorum. Bunu iyi yapan adam Hagi idi mesela. Her hareketiyle takımı şaha kaldırırdı, 2000 UEFA Kupası finalinde uzatmalarda atılmasıyla dahi. Totti'de b&amp;ouml;yle bir lider. Yıllardan beri Roma takımının kaptanı ve Roma o sahada olmadığı zaman zorlanıyor. O sahada olduğunda ise zirveye oynayan bir takıma d&amp;ouml;n&amp;uuml;ş&amp;uuml;yor. Uzaktan şutları, m&amp;uuml;thiş pasları, &amp;ccedil;oğu zaman &amp;ccedil;ılgınca penaltılarıyla artık 33'&amp;uuml;ne gelmiş olsa da Roma ma&amp;ccedil;larında g&amp;ouml;zler onu arar. Tam bir general edasıyla y&amp;ouml;netir takımı ve &amp;ouml;yle ya da b&amp;ouml;yle bir sonuca ulaştırır. Bence Totti'yi bu kadar beğenmemi sağlayan şey bendeki liderlik anlayışının değişmesidir.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Devamı gelecek...&lt;/div&gt;
&lt;div style="font-size: 5pt"&gt;Fotoğraflar:&lt;br /&gt;
&lt;a href="http://www.flickr.com/photos/ryusha/3769117984/"&gt;http://www.flickr.com/photos/ryusha/3769117984/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;a href="http://www.flickr.com/photos/11754146@N08/1213038032/"&gt;http://www.flickr.com/photos/11754146@N08/1213038032/&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;/div&gt;</description><link>http://www.irrasyonel.net/entry.aspx?id=540</link><pubDate>Tue, 09 Mar 2010 10:19:25 GMT</pubDate></item><item><title>Sami Yen'den Kaçış!</title><description>&lt;div style="text-align: center; "&gt;&lt;img alt="Aslantepe  - T&amp;uuml;rk Telekom (TT) Arena" width="640" height="282" src="/images/content/ttaslntepe.jpg" /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Galatasaray'ın yeni stadının, bacak kadar boyum yokken g&amp;uuml;ndemde olduğunu hatırlarım. Ne y&amp;ouml;netimler, ne başkanlar, ne kadrolar, ne hocalar, ne taraftarlar geldi ge&amp;ccedil;ti, nitekim yıllar da ge&amp;ccedil;ti ve ben &amp;ccedil;oluğa &amp;ccedil;ocuğa karışacak yaşa geliyorum, nihayet bizim stadyum hayali ete kemiğe b&amp;uuml;r&amp;uuml;nd&amp;uuml;. G&amp;ouml;n&amp;uuml;l Ali Sami Yen'de kalacak elbet ama yeni arenamızın da hakkını vermek gerek, m&amp;uuml;thiş g&amp;ouml;r&amp;uuml;n&amp;uuml;yor...&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Ne hikmetse gece de r&amp;uuml;yama girdi, yeni yapılmış stadda buldum kendimi...&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Hayırdır inşallah...&lt;/div&gt;</description><link>http://www.irrasyonel.net/entry.aspx?id=539</link><pubDate>Mon, 08 Mar 2010 08:01:44 GMT</pubDate></item><item><title>Eniyle boyuyla Oscar - 2</title><description>&lt;div style="text-align: center; "&gt;&lt;img alt="2008 Oscar'larından bir kare: Daniel Day Lewis (There Will Be Blood) - Tilda Swinton (Michael Clayton) - Marion Cotillard (La Mome) - Javier Bardem (No Country for Old Men)" width="500" height="309" src="/images/content/oscrwnrs.jpg" /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;Ouml;ncesi i&amp;ccedil;in: &lt;a target="_blank" href="http://www.irrasyonel.net/entry.aspx?id=537"&gt;Eniyle Boyuyla Oscar - 1&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;En &amp;ccedil;ok &amp;ouml;d&amp;uuml;l kazanan oyuncular listesinde de başı Katharine Hepburn &amp;ccedil;ekiyor. Kazandığı 4 &amp;ouml;d&amp;uuml;l&amp;uuml;n 4'&amp;uuml;n&amp;uuml; de &amp;quot;en iyi aktrist&amp;quot; dalında, başrol oyuncusu olarak kazanmış. Hemen ardından 3 Oscar'lı Jack Nicholson geliyor yine. 1976'da One Flew Over the Cuckoo's Nest (1975 - Guguk Kuşu), ardından Terms of Endearment (1983 - Sevgi S&amp;ouml;zc&amp;uuml;kleri) ve son olarak As Good As It Gets (1997 - Benden Bu Kadar) ile heykelciği kaptı. Fakat bunlardan birinde (Terms of Endearment), &amp;quot;en iyi yardımcı erkek oyuncu&amp;quot; dalında aday g&amp;ouml;sterilmişti. &amp;Ccedil;ok iyi bir başrol oyuncusu olmasının yanında, &amp;ccedil;ok iyi bir yardımcı oyuncu da olabilen, komple bir akt&amp;ouml;r profili &amp;ccedil;ıkıyor sonu&amp;ccedil;ta ortaya. &amp;Uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;nc&amp;uuml;l&amp;uuml;ğ&amp;uuml; ise iki oyuncu paylaşıyor. İlki Ingrid Bergman. 1944, 1956 ve 1974 yıllarında 3 Oscar kazanıyor. Toplamda da 7 adaylığı var. Yine Bergman da Oscar'larından birini yardımcı oyuncu dalında kazanıyor. Yine 3 dalda Oscar kazanan bir başka oyuncu da zamanının &amp;ouml;nde gelen yıldızlarından Walter Brennan. O ise 4 adaylıktan 3'&amp;uuml;n&amp;uuml; &amp;ouml;d&amp;uuml;lle sonu&amp;ccedil;landırmış. İşin ilgin&amp;ccedil; tarafı, Brennan'ın t&amp;uuml;m adaylıkları yardımcı rolde. Yani kendisi başrol oyuncusu değil. Fakat ger&amp;ccedil;ekten iz bırakan bir akt&amp;ouml;r olduğunu d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;yorum. Bunu da &lt;a target="_blank" href="http://www.irrasyonel.net/entry.aspx?id=40"&gt;burada&lt;/a&gt; belirtmişim, 2 yıldan fazla olmuş.&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: center; "&gt;&lt;img alt="Jack Nicholson, Ann-Margret ile..." width="500" height="377" src="/images/content/jcknam.jpg" /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Biraz da y&amp;ouml;netmenlerden bahsedelim. En &amp;ccedil;ok adaylığı elinde bulunduran y&amp;ouml;netmen 1937 ile 1960 arasında tam 12 defa aday g&amp;ouml;sterilen William Wyler. Bu neredeyse her iki yılda bir adaylık oranına denk geliyor. Daha bile fazla. 23 yılda 12 adaylık. Olağan&amp;uuml;st&amp;uuml;. İkinci sırada ise Billy Wilder var. O ise 8 defa &amp;quot;en iyi y&amp;ouml;netmen&amp;quot; dalında aday olmuş. O da 2 kere evine g&amp;ouml;t&amp;uuml;rm&amp;uuml;ş &amp;ouml;d&amp;uuml;l&amp;uuml;. Fakat Billy Wilder'ın daha farklı bir y&amp;ouml;n&amp;uuml; de var. O da y&amp;ouml;netmenlikten ayrı olarak senaryo ve yapımcılık dallarında da aday g&amp;ouml;sterilmiş olması. Tam tamına 12 kez &amp;quot;en iyi senaryo&amp;quot; dalında aday g&amp;ouml;sterilen Wilder, bu adaylıklardan da 3 adet Oscar kazanmış. Ve bir Oscar adaylığı da yapımcılık dalında var, o adaylığı da heykelciği kazanarak sonu&amp;ccedil;landırmış. Yani toplamda tam olarak 21 adaylık ve 6 Oscar sahibi bir efsaneden bahsediyoruz.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;img alt="&amp;Uuml;nl&amp;uuml; y&amp;ouml;netmen William Wyler, Barbara Streisand ile... (1977)" width="446" height="330" class="imgleft" src="/images/content/wwyler.jpg" /&gt;Hem yapımcı, hem senarist hem de y&amp;ouml;netmen dallarının hepsinde birden &amp;ouml;d&amp;uuml;l kazanarak &amp;uuml;&amp;ccedil;l&amp;uuml; &amp;ccedil;eken y&amp;ouml;netmenler de var. Bunlardan biri az &amp;ouml;nce bahsettiğimiz Billy Wilder idi. Wilder 1960 yılında The Apartment (1960 - Garsoniyer) ile &amp;uuml;&amp;ccedil;l&amp;uuml; yapmıştı. Bunu başaran diğer isimler ise, Leon McCarey, Going My Way (1944) ile, Francis Ford Coppola, The Godfather, Part 2 (1974 - Baba 2) ile, James L. Brooks, Terms of Endearment (1983 - Sevgi S&amp;ouml;zc&amp;uuml;kleri) ile ve Peter Jackson, he Lord of the Rings: The Return of the King (2003 - &amp;nbsp;Y&amp;uuml;z&amp;uuml;klerin Efendisi: Kralın D&amp;ouml;n&amp;uuml;ş&amp;uuml;).&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Anlatılacak hikayeler &amp;ccedil;ok ama şimdilik bu kadar. Artık bu senenin sonu&amp;ccedil;larını bekleyelim. Sanırım Pazar gece yarısından itibaren NTV Oscar t&amp;ouml;renini naklen yayınlayacaktır. İlgisi olanlara duyrulur...&lt;/div&gt;</description><link>http://www.irrasyonel.net/entry.aspx?id=538</link><pubDate>Fri, 05 Mar 2010 13:17:14 GMT</pubDate></item><item><title>Eniyle boyuyla Oscar - 1</title><description>&lt;div style="text-align: center; "&gt;&lt;img alt="Eniyle boyuyla Oscar" width="460" height="280" src="/images/content/oscrs.jpg" /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;7 Mart 2010 Pazar gecesi Oscar &amp;ouml;d&amp;uuml;lleri sahibini buluyor. Kim ne derse desin, d&amp;uuml;nyanın sinema sanatındaki en prestijli &amp;ouml;d&amp;uuml;lleridir bunlar. Bu &amp;ouml;d&amp;uuml;llerin sahibi belirleyen Amerikan Film Akademisi ya da kısaca Akademi'nin bir &amp;ccedil;ok tercihi hemen her d&amp;ouml;nemde şiddetle eleştirilse dahi sonu&amp;ccedil;ta Oscar adayı filmler bekleniliyor ve g&amp;ouml;sterime girdiği zaman da gidip izleniliyor. Beğenilirse ne ala, beğenilmezse de sanki o j&amp;uuml;rinin &amp;uuml;yeleri yakın dostlarımızmış ya da biz olaya onlardan &amp;ccedil;ok daha hakimmişiz edasıyla &amp;quot;akademi yine yaptı yapacağını! bu filme oscar verilir mi? Hollywood işte!&amp;quot; der ge&amp;ccedil;eriz. Halkımızın genel karakteristiğinden, &amp;quot;k&amp;uuml;lt&amp;uuml;r mozaiğinden&amp;quot; nadide bir &amp;ouml;rnektir.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Neyse, eskiden 5 filmin yarıştığı &amp;quot;En iyi Film&amp;quot; dalında bu seneden itibaren 10 film yarışıyor. Oscar adayları diye aratıp bunları kolaylıkla bulabilirsiniz zaten. Benim değinmek istediklerim ise Oscar'ın enleri.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;img alt="14 dalda Oscar adayı, 11 Oscarlı Titanic" width="250" height="390" class="imgleft" src="/images/content/ttnc.jpg" /&gt;&amp;Ouml;rneğin James Cameron'un y&amp;ouml;nettiği, Leonarda DiCaprio ve Kate Winslet'lı Titanic toplam 14 dalda Oscar adayı olmuş. Bu bir rekor. Ama Titanic bu rekora tek başına sahip değil. Joseph Leo Mankiewicz'in y&amp;ouml;nettiği 1950 yapımı, Bette Davis, Anne Baxter, Celeste Holm, Marilyn Monroe, Thelma Ritter gibi zamanın meşhur oyuncularından oluşan kadrosuyla All About Eve (Perde A&amp;ccedil;ılıyor) da tamı tamına 14 ayrı dalda adaylık kazanmış. Titanic ve All About Eve arasındaki adaylık sayısındaki eşitliği Titanic &amp;ouml;d&amp;uuml;llerde ezici bir &amp;uuml;st&amp;uuml;nl&amp;uuml;kle bozuyor. All About Eve 14 adaylıktan sadece 6'sında Oscar kazanırken, Titanic toplam 11 &amp;ouml;d&amp;uuml;lle aslında bir başka dalda daha rekor kırıyor. Bu da, en &amp;ccedil;ok &amp;ouml;d&amp;uuml;l kazanan filmler dalı elbette. Neyse ki burada Titanic'ten da başarılı filmler var. Titanic 14/11 ile en &amp;ccedil;ok aday g&amp;ouml;sterilen ve heykelciği kazanan filmler arasında ama 12 dalda aday g&amp;ouml;sterilen 1959 yapımı Ben-Hur da aynı sayıda &amp;ouml;d&amp;uuml;l kazanmış. Titanic 14/11, Ben-Hur 12/11 iken, daha da iyisi, 11 adaylıkta 11 &amp;ouml;d&amp;uuml;l&amp;uuml; de g&amp;ouml;t&amp;uuml;ren The Lord of the Rings: The Return of the King. Peter Jackson'ın Y&amp;uuml;z&amp;uuml;klerin Efendisi serisinin &amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;nc&amp;uuml; ve son filmi, %100'l&amp;uuml;k bir başarı oranıyla yarışmış.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;En &amp;ccedil;ok aday g&amp;ouml;sterilmede, 14 adaylıklı Titanic ve All About Eve'den sonra, tarihte 13 defa aday g&amp;ouml;sterilmiş tam 9 film bulunuyor. Gone With The Wind (R&amp;uuml;zgar Gibi Ge&amp;ccedil;ti, 1959), From Here To Eternity (1953 - İnsanlar Yaşadık&amp;ccedil;a), Shakespeare in Love (1998 - Aşık Shakespeare), Forrest Gump (1994), Chicago(2002), Mary Poppins (1964), Who's Afraid of Virginia Woolf (1966 - Kim Korkar Hain Kurttan), The Lord of the Rings: The Fellowship of the Ring (2001 - Y&amp;uuml;z&amp;uuml;klerin Efendisi : Y&amp;uuml;z&amp;uuml;k Kardeşliği) ve son olarak The Curious Case of Benjamin Button (2008 - Benjamin Button'un Tuhaf Hikayesi), tam 13 defa aday g&amp;ouml;sterilmişler. Tabii ki kazanma sayıları farklı ama ilgin&amp;ccedil; olan bir nokta var, bu filmlerin arasından Mary Poppins, Who's Afraid of Virginia Woolf, The Lord of the Rings: The Fellowship of the Ring ve The Curious Case of Benjamin Button bu kadar &amp;ccedil;ok dalda aday g&amp;ouml;sterilen filmler olmalarına rağmen &amp;quot;En iyi Film&amp;quot; Oscar'ını kazanamadılar. Yani onlardan daha az dalda aday g&amp;ouml;sterilen filmlere kaptırdılar &amp;ouml;d&amp;uuml;l&amp;uuml;.&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: center; "&gt;&lt;img alt="The Lord of the Rings : The Return of The King" width="500" height="384" src="/images/content/lotrtrotk.jpg" /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Titanic, Ben-Hur ve The Lord of the Rings: The Return of the King, 11 dalda &amp;ouml;d&amp;uuml;l kazanarak bu alanın liderleriydi. Şimdi onların takip&amp;ccedil;ilerine bakalım. Tarihte 10 dalda &amp;ouml;d&amp;uuml;l kazanan tek bir film var, meşhur m&amp;uuml;zikal West Side Story (1961 - Batı Yakasının Hikayesi). 11 dalda aday g&amp;ouml;sterilmiş ve 10 dalda &amp;ouml;d&amp;uuml;l&amp;uuml; kazanmış. &amp;Uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;nc&amp;uuml;l&amp;uuml;ğ&amp;uuml; ise 3 film paylaşıyor. English Patient (1996 - İngiliz Hasta), Gigi (1958) ve The Last Emperor (1987 - Son İmparator) 9 &amp;ouml;d&amp;uuml;lle efsaneleşmiş.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;img alt="Katharine Hepburn" width="200" height="200" class="imgright" src="/images/content/khpbrn.jpg" /&gt;Oyuncular bazında istatistiki bilgiler verecek olursak, en &amp;ccedil;ok aday olanlarla başlayalım. İlk sırada, insanın ağzını a&amp;ccedil;ık bırakacak bir şekilde tamı tamına 16 adaylıkla Meryl Streep yer alıyor. En son ge&amp;ccedil;tiğimiz yıl Julie &amp;amp; Julia (2009) ile aday olan efsanevi aktristin insanın ağzını a&amp;ccedil;ık bırakan bir başka y&amp;ouml;n&amp;uuml; daha var. Sadece 2 kere Oscar kazanmış olması. D&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;n, 16 kere aday g&amp;ouml;steriliyor ama sadece ve sadece 2 kere kazanıyorsunuz. İlgin&amp;ccedil;, neredeyse &amp;uuml;z&amp;uuml;leceğim yani. En son Oscar'ını da 1983 yılında kazanmış. O yıldan bu yıla tam 12 kez aday g&amp;ouml;sterilmesine rağmen ne hikmetse hep adaylığıyla kalmış. Neyse, ikinci sırada ise başka bir efsane, Katharine Hepburn var. O da kariyeri boyunca tam 12 defa aday g&amp;ouml;sterilmiş ki bunlardan 4'&amp;uuml;nde &amp;ouml;d&amp;uuml;l&amp;uuml; kazanmış. Hepburn ile ikinciliği paylaşan diğer kişi ise g&amp;uuml;n&amp;uuml;m&amp;uuml;zde de pop&amp;uuml;laritesini ve karizmasını koruyan Jack Nicholson. Onun da 1970 ile 2003 arasında 3'&amp;uuml;n&amp;uuml; kazandığı 12 adaylığı var.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Devamı i&amp;ccedil;in : &lt;a target="_blank" href="http://www.irrasyonel.net/entry.aspx?id=538"&gt;Eniyle Boyuyla Oscar -2&amp;nbsp;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.irrasyonel.net/entry.aspx?id=537</link><pubDate>Fri, 05 Mar 2010 13:15:36 GMT</pubDate></item><item><title>Yeşilçam Efsaneleri 1 - Cibicibicis</title><description>&lt;p id="player58" style="text-align: center"&gt;&lt;a href="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer"&gt;Get the Flash Player&lt;/a&gt; to see this player.&lt;/p&gt;
&lt;div&gt;&lt;script type="text/javascript"&gt; var s58 = new SWFObject("mp3player.swf", "single", "480", "360", "7"); s58.addVariable("file","videos/cibicibicis.flv"); s58.write("player58"); &lt;/script&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Neşeli G&amp;uuml;nler'de Ziya, G&amp;uuml;len G&amp;ouml;zler'de Vecihi, Sultan'da Bahtiyar, Kibar Feyzo'da Maho Ağa ve daha ne filmlerde ne karakterler, ne roller...&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Benim g&amp;ouml;z&amp;uuml;mde bir numaradır Şener Şen. En meşhur sahnelerinden biri de budur, bir semt kahvehanesinde Cibicibicis marka traş k&amp;ouml;p&amp;uuml;ğ&amp;uuml; hediyeli Cibicibicis marka traş bı&amp;ccedil;ağı satmaya &amp;ccedil;alıştığı bu sahneyi hatırlamayan yoktur herhalde.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div class="bquote"&gt;En iyi jilet budur! D&amp;uuml;nyanın b&amp;uuml;t&amp;uuml;n meşhurları bununla traş oluyor. İngiltere kralı (!), rahmetli başkan Kennedy, Ta&amp;ccedil;sız Kral Pele, Beckenbauer, kaleci Mayer, Nadia Comaneci, Brigitte Bardot, Fenerbah&amp;ccedil;eli Cemil! Hepsi ş&amp;ouml;hretlerini bu bı&amp;ccedil;ağa bor&amp;ccedil;ludurlar! Evet, denemesi bedava, hem de hi&amp;ccedil; para vermeden! Bakın, mesela şu vatandaşın sakalı uzamış. Şimdi iki dakikada susuz sabunsuz, bu iş hallolacak. Bakın abiler, fennin son harikası, alaman mucizesi, b&amp;uuml;t&amp;uuml;n meşhurların bı&amp;ccedil;ağı...&lt;/div&gt;</description><link>http://www.irrasyonel.net/entry.aspx?id=535</link><pubDate>Thu, 04 Mar 2010 11:44:13 GMT</pubDate></item><item><title>Vınn'lamayın gari!</title><description>&lt;div style="text-align: center; "&gt;&lt;img alt="Get a life, bro!" width="549" height="179" src="/images/content/winnsmdi.jpg" /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Vınn'layıp durmayın kardeşim her yerde! İşiniz bunu gerektirmiyorsa vınn'lamayın!&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Evde, işte, okulda zaten internete girebilenler! S&amp;ouml;z&amp;uuml;m size!&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Kahve i&amp;ccedil;mek i&amp;ccedil;in bir cafeye gidiyorsanız, varsın internetiniz olmasın! Sakin sakin kahvenizi i&amp;ccedil;in, temiz hava alın, g&amp;ouml;zleriniz dinlensin, kafanız rahat etsin iki dakika!&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Varsın twitter'ınızda &amp;quot;kahve keyfi @starbucks&amp;quot; yazmasın, varsın facebook'da farmville'inizdeki patlıcanların hasadı geciksin... Ne olmuş?&lt;/div&gt;</description><link>http://www.irrasyonel.net/entry.aspx?id=534</link><pubDate>Thu, 04 Mar 2010 07:55:13 GMT</pubDate></item><item><title>Ünlüler dayak yerse...</title><description>&lt;div style="text-align: center; "&gt;&lt;img alt="Bu &amp;uuml;nl&amp;uuml;ler tam dayaklık..." width="600" height="374" src="/images/content/wrth1000.jpg" /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&lt;a target="_blank" href="http://fx.worth1000.com/contests/24749/celebrity-mugshots-5"&gt;worth1000&lt;/a&gt;'de &amp;uuml;nl&amp;uuml;leri fena pataklamışlar... Photoshop'la da olsa, pataklamışlar işte. Taa Leon'da &amp;ccedil;ocuk haliyle oynadığı zamanlardan beridir g&amp;uuml;zelliği b&amp;uuml;t&amp;uuml;n milletin diline dolanan Natalie Portman, son d&amp;ouml;nemlerin en g&amp;ouml;zde ve karizmatik akt&amp;ouml;rlerinden C&amp;uuml;neyt Arkın kılıklı Benicio del Toro, Lost'un &amp;ccedil;illi kızı Evangeline Lilly, Diego Maradona... Daha kimler kimler... Kiminin g&amp;ouml;z&amp;uuml; morartılmış, kiminin dişi kırılmış, kiminin suratı dağılmış... Bazısı ger&amp;ccedil;ek gibi, bazısı şaka gibi. Sonu&amp;ccedil;ta ilgin&amp;ccedil; bir &amp;ccedil;alışma olmuş.&lt;/div&gt;</description><link>http://www.irrasyonel.net/entry.aspx?id=533</link><pubDate>Wed, 03 Mar 2010 12:26:21 GMT</pubDate></item><item><title>Kaldı mi dokuz!?</title><description>&lt;p id="player57" style="text-align: center"&gt;&lt;a href="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer"&gt;Get the Flash Player&lt;/a&gt; to see this player.&lt;/p&gt;
&lt;div&gt;&lt;script type="text/javascript"&gt; var s57 = new SWFObject("mp3player.swf", "single", "480", "360", "7"); s57.addVariable("file","videos/kaldimi9.flv"); s57.write("player57"); &lt;/script&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;2009'un Ocak ayından Siyaset ve Matematik başlıklı bir yazıda bahsetmişim bundan ama videosunun internette dolaştığını bilmiyordum... Video &amp;ccedil;ok kısa ama yine de T&amp;uuml;rk siyaset ve matematik tarihine adını altın harflerle yazdırmış Devlet babamızı izleyelim ki ufkumuz a&amp;ccedil;ılsın!&lt;/div&gt;</description><link>http://www.irrasyonel.net/entry.aspx?id=532</link><pubDate>Tue, 02 Mar 2010 06:24:04 GMT</pubDate></item><item><title>Kısa kısa...</title><description>&lt;div style="text-align: center; "&gt;&lt;img alt="WTF!?" width="500" height="334" src="/images/content/astktn.jpg" /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;* Mart ile birlikte ilkbahar mevsimi de resmen başlamış oluyor. Tabii İstanbul gibi tuhaf   bir şehirde yaşıyorsanız, neyin ne zaman bitip neyin ne zaman başladığını pek de kestirme   şansınız olmuyor. Mesela şu saatlerde g&amp;uuml;zel bir g&amp;uuml;nbatımı izleyebilirsiniz eğer camınızın   &amp;ouml;n&amp;uuml;ne dev binalar duvar &amp;ouml;rmemişse. Bununla birlikte sadece bir iki saat sonra deli gibi   yağmur yağabilir. Kaprisli ve sağı solu belli olmayan bir şehir bu İstanbul...&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;* Bu sene tiyatroya gitmek nasip olmadı. Olmadı derken, oldu aslında, gittim(k) gitmesine ama az gittik. Şimdi d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nence hatayı kendimde buluyorum, tiyatrolara Oscar verseler herhalde u&amp;ccedil;arak giderdik ama Oscar'ı Altın K&amp;uuml;re'si olmayınca &amp;quot;acaba bu oyun nasıldır?&amp;quot;, &amp;quot;bu bizi sıkar mı?&amp;quot;, &amp;quot;gitmeye değer mi?&amp;quot; diye d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;rken biletler bitiverdi zaten. Kafayı &amp;Ccedil;etin Tekindor'un oynadığı Rita'nın Şarkısı'na takmıştık ama onun biletlerine de h&amp;uuml;cum vardı. Bize avcumuzu yalamak d&amp;uuml;şt&amp;uuml; yine. Herhalde bu sezon i&amp;ccedil;in perdeyi de bir ka&amp;ccedil; g&amp;uuml;ne kapatıyorlar yani tren ka&amp;ccedil;tı. Koca bir eksi puan yazıyorum kendime.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;* İstanbul 2010'un Avrupa K&amp;uuml;lt&amp;uuml;r Başkenti mesela. Peki bu bizler i&amp;ccedil;in ne anlam ifade ediyor? Pek bir anlam ifade etmiyor a&amp;ccedil;ıkcası. K&amp;uuml;lt&amp;uuml;r başkenti olduğunu k&amp;uuml;lt&amp;uuml;rel etkinliklerden değil de hemen her &amp;uuml;stge&amp;ccedil;itte ya da bazen k&amp;ouml;şe başlarında dahi g&amp;ouml;rd&amp;uuml;ğ&amp;uuml;m&amp;uuml;z logolardan anlıyoruz. Ha belki &amp;ccedil;eşit &amp;ccedil;eşit etkinlikler vardır, yapılıyordur da bizim haberimiz yoktur. O zaman da k&amp;ouml;t&amp;uuml;. Hocam madem etkinlik d&amp;uuml;zenliyorsun reklamını da yap. Sağa sola lale dikeceğine... Değil mi yani?&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;* Ah şu Galatasaray... &amp;Ouml;mr&amp;uuml;m&amp;uuml; yedi yemin ederim ama helal olsun. Atletico'ya da elendik ama ligde de arayı a&amp;ccedil;ıyoruz yavaştan. Bu ay da se&amp;ccedil;im ayı. Şu iki senedir yapılan transfer hamleleri dahi hayran bırakmaya yetip artarken, se&amp;ccedil;im sonu&amp;ccedil;ları kul&amp;uuml;b&amp;uuml;n geleceğini doğrudan etkileyecektir kanımca. &amp;Ccedil;eşitlilik iyidir iyi olmasına ama başarılı bir y&amp;ouml;netim varken ortada, rakip &amp;ccedil;ıkması da hoş bir şey değil sonu&amp;ccedil;ta. Adnan Polat ve ekibi en azından vizyonlarıyla bu kul&amp;uuml;be inanılmaz katkı sağlıyorlar. Umarım bu ekip bozulmaz, se&amp;ccedil;imlerde de g&amp;uuml;&amp;ccedil;lenerek yoluna devam eder.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;* Gazetelere g&amp;uuml;nl&amp;uuml;k 3-5 tecav&amp;uuml;z haberi d&amp;uuml;ş&amp;uuml;yor. Ne manyak yaratıklar var şu &amp;uuml;lkede. El kadar &amp;ccedil;ocukları dahi iğren&amp;ccedil;liklerine alet eden, insan demeye bin şahit gerekecek canlılarla aynı havayı soluyoruz. Ve vaziyet her ge&amp;ccedil;en g&amp;uuml;n daha da k&amp;ouml;t&amp;uuml;leşiyor. Bunun sebebi eğitimsizlik midir, ekonomik şartlar mıdır bilemiyorum, belki hepsinden biraz biraz ama okuduğumuz haberler t&amp;uuml;ylerimizi &amp;uuml;rpertiyor artık. Vahşet tavan yapmış durumda...&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;* Kediye tekrar bakınca Christoph Daum'a benzettim...&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div style="font-size: 5pt"&gt;Fotoğraf:&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.flickr.com/photos/merlijnhoek/2841785343/"&gt;http://www.flickr.com/photos/merlijnhoek/2841785343/&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.irrasyonel.net/entry.aspx?id=531</link><pubDate>Mon, 01 Mar 2010 16:07:24 GMT</pubDate></item><item><title>Law Abiding Citizen ( 2009 )</title><description>&lt;div style="text-align: center; "&gt;&lt;img alt="Law Abiding Citizen ( 2009 - Adalet Peşinde )" width="500" height="374" src="/images/content/lwbctz.jpg" /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Jamie Foxx ve Gerard Butler iyi bir ikili olmuşlar. Filmi de onlar s&amp;uuml;r&amp;uuml;kl&amp;uuml;yorlar zaten.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Bence k&amp;ouml;t&amp;uuml; işlenmiş, eksik (film de kısa kesilmiş gibi sanki) bir senaryo, mesajını hakkıyla veremeyen ama bir şekilde son 15-20 dakikasına gelindiğince &amp;quot;acaba neler olacak?&amp;quot; sorusunu sordurabilen bir film.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Demek ki filmlerde y&amp;ouml;netmenler kabaca bu işe yarıyorlar. İyi bir y&amp;ouml;netmenin eline iyi bir senaryo ge&amp;ccedil;ince ortaya &amp;ccedil;ok g&amp;uuml;zel bir film &amp;ccedil;ıkıyor. K&amp;ouml;t&amp;uuml; bir y&amp;ouml;netmenin eline iyi bir senaryo ge&amp;ccedil;ince de... İşte b&amp;ouml;yle filmler ortaya &amp;ccedil;ıkıyor. İzliyorsun izlemesine ama &amp;quot;daha iyi olabilirdi&amp;quot; diye d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nerek...&lt;/div&gt;</description><link>http://www.irrasyonel.net/entry.aspx?id=530</link><pubDate>Mon, 01 Mar 2010 14:46:34 GMT</pubDate></item><item><title>Only A Game</title><description>&lt;div&gt;&lt;img alt="Avrupa Şampiyonası Kupası" width="200" height="266" class="imgleft" src="/images/content/uefa3.jpg" /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;div&gt;&amp;quot;İstanbul'un en g&amp;ouml;zde buluşma mek&amp;acirc;nı neresidir?&amp;quot; diye sorulursa sanırım &amp;ccedil;oğunluğumuz &amp;quot;Taksim&amp;quot; diye cevaplarız. &amp;quot;Taksim'in en g&amp;ouml;zde buluşma mekanı neresidir?&amp;quot; sorusuna ise bence &amp;ccedil;oğunluk &amp;quot;Burger King'in &amp;ouml;n&amp;uuml;&amp;quot; diye cevap verir.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;İşte o Burger King'in &amp;ouml;n&amp;uuml;nde kız arkadaşınızı beklerken, boş boş durmaktansa 2,5 TL verip tam karşınızdaki Taksim Cumhuriyet Sanat Galerisi'nde İstanbul'un 2010 K&amp;uuml;lt&amp;uuml;r Başkenti olması şerefine sergilenen &amp;quot;Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) Only A Game&amp;quot; sergisini ziyaret edebilir, tarihe ve futbola doyabilirsiniz. Ben &amp;ouml;yle yaptım, iyi ki de yapmışım :)&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;İlk fotoğrafta, Avrupa'nın milli takımlar d&amp;uuml;zeyindeki en b&amp;uuml;y&amp;uuml;k organizasyonu Avrupa Şampiyonası'nın kupasını g&amp;ouml;r&amp;uuml;yoruz. Aslında Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi kupaları da sergideymiş ama &amp;ouml;ğrendim ki şubat ayının ortasında başka programlar sebebiyle kaldırılmışlar.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: center; "&gt;&lt;img alt="&amp;Uuml;nl&amp;uuml; futbol adamlarınca imzalı resmi yıldızlı Şampiyonlar Ligi topu" width="500" height="375" src="/images/content/uefa2.jpg" /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Bu fotoğrafta Gheorghe Hagi, Arsene Wenger, Jose Mourinho, Juande Ramos, Ottmar Hitzfeld, Zico gibi d&amp;uuml;nyaca &amp;uuml;nl&amp;uuml; futbol adamları ve teknik direkt&amp;ouml;rler tarafından imzalanmış, resm&amp;icirc; yıldızlı UEFA Şampiyonlar Ligi topunu g&amp;ouml;r&amp;uuml;yoruz. Arka planda ise Avrupa Ligi kuralarının &amp;ccedil;ekildiği kura topları ve isimlikler yer alıyor.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: center; "&gt;&lt;img alt="Ma&amp;ccedil; bitti mi? T&amp;uuml;rkler i&amp;ccedil;in hen&amp;uuml;z değil!" width="500" height="375" src="/images/content/uefa4.jpg" /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Burada ise Almanya'da d&amp;uuml;zenlenen ve &amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;nc&amp;uuml; olarak bitirdiğimiz 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası'na dair bir derginin T&amp;uuml;rkiye'nin başarısını ve turnuvaya kattığı rengi anlatan bir sayfasını fotoğrafladım. Son dakikalarda attığımız gollere ithafen &amp;quot;Game Over? Not For The Turks&amp;quot; (Ma&amp;ccedil; bitti mi dersin? T&amp;uuml;rkler i&amp;ccedil;in değil'&amp;quot; başlığı konulmuş yazının arka plandaki fotoğrafında ise Semih Şent&amp;uuml;rk'&amp;uuml;n Hırvatistan'a uzatmaların son dakikasında attığı ve ma&amp;ccedil;ı penaltılara g&amp;ouml;t&amp;uuml;ren gol&amp;uuml; g&amp;ouml;r&amp;uuml;n&amp;uuml;yor.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: center; "&gt;&amp;nbsp;&lt;img alt="Liverpool'dan Şampiyonlar Ligi hatırası" width="500" height="375" src="/images/content/uefa1.jpg" /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;div&gt;Bu ise, 2005 yılında İstanbul Atat&amp;uuml;rk Olimpiyat Stadı'nda d&amp;uuml;zenlenen ve Liverpool ile Milan'ı karşı karşıya getiren UEFA Şampiyonlar Ligi finali sırasında Liverpool kul&amp;uuml;b&amp;uuml; tarafından futbol federasyonumuza verilen hatıra tabağı. Milan kul&amp;uuml;b&amp;uuml; de başka bir tane yaptırmış, o daha da s&amp;uuml;sl&amp;uuml; aslında ama bunun fotoğrafı daha net &amp;ccedil;ıkmış. Futbolu yakından takip edenler iyi hatırlayacaktır, ma&amp;ccedil;ın ilk devresini Milan 3-0 &amp;ouml;nde kapatınca hepimiz &amp;quot;ma&amp;ccedil; &amp;ccedil;oktan bitti&amp;quot; diyorduk ama ikinci devre Liverpool durumu 3-3'e getirerek muhteşem bir geri d&amp;ouml;n&amp;uuml;ş yapmış, uzatmalarda Milan akıl almaz goller ka&amp;ccedil;ırmış ve penaltılara giden ma&amp;ccedil;ı Liverpool kazanmıştı. Efsanevi bir finaldi ger&amp;ccedil;ekten de...&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;Sergide daha bir &amp;ccedil;ok şey var. UEFA'nın doping kontrol&amp;uuml;nde kullandığı ara&amp;ccedil;-gere&amp;ccedil;lerden, &amp;uuml;nl&amp;uuml; futbolcuların terlettiği formalara, h&amp;acirc;tt&amp;acirc; biz T&amp;uuml;rklerin belki de sevdiği tek hakem olan Pierluigi Collina'nın imzalı formasına, futbol tarihine dair t&amp;uuml;rl&amp;uuml; belge ve hatıralara varana değin bir &amp;ccedil;ok hatıra ilgilenenlerle paylaşılıyor. Canı sıkılan arkadaşlarıyla futbol bilgi yarışmalarına katılabilir h&amp;acirc;tt&amp;acirc; langırt bile oynayabilir... Ka&amp;ccedil;ırmayın derim :)&lt;/div&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;/div&gt;</description><link>http://www.irrasyonel.net/entry.aspx?id=529</link><pubDate>Mon, 01 Mar 2010 09:50:23 GMT</pubDate></item></channel></rss>